Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kettle'da Sular Kaynattım - (Daha Az Renk)

Defterime aldığım notlar arasından çıkan bir başlıktır "Kettle'da Sular Kaynatmak"  (1 Ağustos 2012) Tabii o dönemin hisleriyle yazmıyor olacağım ama sular kaynamaya hep devam etti. O konuda bir şey değişmedi yani. Su kaynadı, kahvemiz hazır. "Çok özel bir tarafın yoktu Ne çok havalı ne çok havadar Hatta biraz boğucu Çokça yorucu" Sıradan basit bir günün, size ne gibi sonuçlarla geleceğini tahmin etmek hiç kolay olmuyor. Çoğu şey beklenmedik sayılıyor. Beklemek, bir nevi olabilecekleri ertelemek gibi geliyor. Yani akışına bırak gibi bir sonuca varabiliriz. Klişe ve net bir sonuç olur buda. Sıradan bir gün demiştim, her zamankinden biraz daha farklı olmasıyla sıradanlığını kaybetmiş bir günde olabilir. Nitelemeler size ait. Hayal gücünüzle ve size o hayali yaşatacak kişiyle ilgili daha çok... İnsanların hayalleri çok olur, çok olunca da içinde boğulur kalır. Bırak bir kedi kadar sevelim kendimizi yeter. Yetinmek gerekir. Kedi olmak gerekir. Seni de seviyordum, he...

Makarnanın Makus Talihi

Çok zaman geçtiğinde ve bunu fark ettiğinde bir inanamama durumu oluşabilir. Biz buna "zamanda atlama efekti" diyelim. Herkesin başına geliyor olması durumunuzu sıradanlaştırmaz elbette. Kim bilir siz hangi zaman dilimini atladınız ve bunun hiç farkında bide değildiniz. Aniden dönüp ardınıza baktığınızda ise hayretler içinde kaldığınız birçok şeyi kaçırdığınızı görebilirsiniz. Aslında kaçırmak demeyelim de "atlamak" diyelim.  Maruz kaldığımız iyi veya kötü her ne varsa kontrolümüzün dışında gerçekleştiğini düşünmek yanlış olmaz. Birçok olasılığın içinden seçip aldığımız kararlarımız var. Sonuçlarını kestiremediğimiz ve buna rağmen de aldığımız kararlar var. Cüretkar seçimlerimizde var. Ömrümüzün hatası olabilecek kararlar da var. Gün içinde aldığımız kararların basitliği bir yana dursun ama sonuçları o kadar basit olmayan kararlarımız da var bunların arasında, öyle değil mi? Mesela bugün evde kalmak ile dışarı çıkmak arasında ne kadar basit bir seçim olduğunu görebi...

Sıradan İhtimallere Bağladığımız Ümitler

Düşüncelerime bir çay arası verdim. Bunun bana iyi gelmesini temenni ederek. İyi olmayı seçmek için çok nedenimiz var diye düşünüyorum, önemli olan iyi olmayı tercih etmek. Bu kadar negatif ve olumsuzluğun kol gezdiği günlerde ne kadar mutlu kalabilirsiniz orası çok ayrı bir konu, yani iki arada kalmalara devam edeceğiz gibi duruyor uzun bir süre daha. Nitekim hayatımızın ikilemleri hiç bitmeyecek gibi kendini tazeleyerek karşımıza çıkmaya devam ediyor.  Çayımı kendim demliyorum. Artık bir çay için dışarıya dahi çıkılmaz hale geldi. İzmir bardağını da kullanmıyorum, herkesin çay içişi kendine işte. Kupa bardağım var, dışı sade, rengi beyaz. Fazla desenli şeyleri sevmiyorum, diyorum ki ya siyahtır ya da beyaz. Siyah bardakta pek iç açmaz diye düşünüyorum. Bardağıma çayımı dolduruyorum. Önce ağır ağır deminden, demin üzerine de daha ağır bir şekilde sıcak sudan dolduruyorum. Sıcak su dolduruyorum, aşırı derecede kaynamış, birazda buharlaşmış olan sudan. Çayın yanına bir şeyler atıştı...

Sana Anlaşılmak İstiyorum

Zaman zaman geçmişe yolculuk yapmak istediğimiz anlar olur. Bazen yakın geçmiş bazense çok uzaktaki geçmişe gidip bazı şeyleri değiştirebilmek istersin. Nedir bu bazı şeyler diye merak edilesi sorular arkasından gelir. Toplumsal sorunları çözmek için bir şeyler yapmak çok kahramanlık kokuyor. Daha bölgesel, daha yakın çevrende bir takım iyileştirmeler yapsan bu da biraz sığ kalıyor. Biz geçmişe gidip neyi değiştirmeliyiz? Hepimizin içinde değiştirmek istediğiniz şeylerin sonu gelmeyen listesi vardır. Ben değişime kendimizden başlamaya karar verdim. Evet, bu biraz bencillik gibi gelebilir kulaklarınıza. Ama ne derler bilirsin, "sen değiş ki dünya değişsin". Bu kısımdan sonrası iç muhasebe içermektedir. Mayın tarlasında yürümek gibi bir takım tehlikeli işlerin ortasında kaldığımız zamanlarda oldu. Genelde parçalanmış yürekler bıraktık ve yola devam ettik. Yaralar kendilerini iyileştirir, bizim fazladan bir şey yapmamıza gerek kalmaz. Fakat her darbeden sonra daha mı temkinli d...

Aşk Hiç Biter mi?

Henüz 13 yaşındaydım. Belki birçok kez görmüştüm ancak hiç biri o anki kadar dikkat çekici olmamıştı… Evet, bu demiştim bu uzakları yakın edecek mutluluk getirecek, özgürce her yeri gezecek, üstümüzde mavi gök, sağımız solumuz yeşillik, karşımızda batmak üzere olan güneş… Huzur… İşte bisiklet ile olan aşkım ve ilk beni etkilediği zaman bende hissettirdiği hayaller ama gerçekler acıydı ve çocukluk yıllarımda hiç bisikletim olmamıştı. Yaşadığım mahalle kültürünün en güzel yanlarından biri: "bir tur versene" idi. Cevap ise hep "evet"ti bu sayede bisiklet sürmeyi öğrendim ve sanki benimmişcesine bir çok arkadaşımın bisikletini saatlerce sürebilmiştim. Her yaz tatilinde çalışıp para kazansam da bir türlü ailemden onay alamadığım için bisiklet alamamıştım… Aradan geçen 17 sene sonra 30 yaşında Beşiktaş Ortaköy arası yürürken yanımdan geçen bir bisikletin rüzgarı çocukluk aşkımın üzerindeki külleri savurup atmış ve bu ateşi tekrardan alevlendirmişti. Bu sefer şartla...

Bir Bahane Lazım Bize

Kırmak, kırılmak için değil, sevmek ve sevilmek için bir bahane gerek. Çünkü çok kırdık, çok kırıldık biliyoruz. Buna rağmen kendimizi kandırmaya devam ediyoruz bunu da biliyoruz. Bile bile yanlış yapılır mı? Yapanları görüyoruz. Neresindeyiz hayatın, neyin karşısındayız, neden boşluktayız? “Hiçbir şey için geç değil” diyenler koca bir yalanın ortağı mı oluyorlar yoksa kendileri için yeni bir bahane mi üretiyorlar dersiniz? Bazı şeyler için geç kalındığını biliyorsak eğer, işte onların hepsi birer yalancı oluyor bizim için. Ve yalan şuan söyleniyorsa, doğruluk olasılığı nedir? Ne kadar planlı yaşamaya çalışırsak, hata yapma şansımız o kadar artıyor.  Tam tersi bir durumun içinde olduğumuzu varsayarsak –bir bakıma “anı yaşamak” diyebiliriz buna, o zamanda saniyelik kararlar hayatımızın geri kalanına yön veriyor. Biz neresindeyiz bu zamanın? Binlerce kez “keşke” demişizdir. Keşke olmasaydı, keşke daha iyisi olsaydı… Ama farkında mıyız bilinmez biriken keşkelerimiz hep ...

Yolda kalmaya çalışıyorum..

Dışarıda yağmakla yağmamak arasında seyreden bir yağmur var.İnsanların evden çıkmaması için yeterli bir sebep aslında..Ben ise mecburiyetten çıkıp çalışıp şimdi de ne yapabilirim de içimdeki boşluğu doldurabilirim diye düşünmekten kafayı yemek üzereyim..Gideceğim herhangi bir yerde ne kadar durabilirim bilmiyorum.Ama gitmesem daha iyi sanırım.Etrafımdakileri de sanki üzecekmişim gibi bir hisse kapıldım.Hem de beni hiç tanımamalarına rağmen.. Uzun zamandır yazamıyordum aslında.Hayatımda enteresan birşey olup bitmiyor malesef.Yakın zamanda okuduğum kitabın etkisinde kaldım.Aslında çok sevdiğim bir grubun yeni albümü veya sadece kapağı çok hoşuma gittiği için aldığım bir kitap ve adını sadece yakınlarının bildiği bir yazar çok etkiler beni.O yazarlar gerçek gelir bana.Hayatlarını anlatırlar hep ve hiç çekinmezler.Acıları,sevinçleri,olayları ve olayların kahramanları gerçektir.İşte bu kitap beni bu sebeble etkiledi.Arka yüzünde yazan yazı ise aynen şöyle idi; 'İyi olmanın acı ...

Geceye Bir Şeyler Bırak, Ben Gelir Toplarım

Mesela evde kokunu bırak, gittiğin belli olmasın. Sokakta adımlarını bırak, hala beraber yürüyor olalım. Denizde yansımanı bırak, karşılıklı bakışalım. Havada nefesini bırak, aynı şehirde yaşayalım. Bardakta tadını bırak, tekrar içelim. Gündüzleri gecelere göre daha insaflı görünüyor olabilir ama öyle değil. Gündüz güneş var, hava aydınlık, tüm gerçekler apaçık ortada. Her şeyi görüyorsun. O anda fark edemiyorsun belki, oysa tüm izler hazırlanıyor gece için... Şehrin küçüğü büyüğü fark etmez, herhangi bir köşesinde iz bırakmışsa alıp başını gitmez. Yaşamak, bin parça halinde, kırık kalbinle yaşamak... Gece olmuş, gündüzün tüm hıncı kendini bırakmak için sabırsız. Sen savunmasız. Ağlamak iki damla gözyaşı değil, bir melül bakıştır şimdi. Hala bölünüyorsun, kırılıyorsun, parçalar çoğalıyor. Toplamak seni, kime düşecek bilinmiyor. Bu dağılma hengamesi ilk değil, son olmasını istiyorsun o hiç değil. En ağırı bu sanıyorsun, büyük yanılıyorsun. Şimdi kırıkların daha çok, onlarda bü...

Oğuz Atay'dan Tutunamayanlara Kısa Notlar

"Beni anlamalısın… Çünkü ben bir kitap değilim. Öldükten sonra kimse beni okuyamaz. O yüzden yaşarken anlaşılmaya mecburum."      Ve bu yüzden merak ettiğin ne varsa ya şimdi sor ona, yada unut gittiğin bir yerde. Uzun yolculuğun olursa al beni de yanına, daya başını camlara, sen oturduğun yerde hareketsiz, geride kalan herşey ters yöne koşuyor.. "Ne yeniden yaşamak mümkün, Ne de yaşadıklarını silebilmek..."      Düz bir zaman çizgisi üzerinde geriye dönüp bakmaya müsaade var fakat geriye dönük düzenlemeler yapmak nefes aldığın ilk günden itibaren yasaklanmıştı. Ne kadar az hata yaparsan, o kadar daha hata yapma olasılığın artacaktı. Yani normal olanı yaşıyoruz. Bol hatalı, bol yanlışlı. "Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar?"      Sende haklısın ve hiç emin olamadığın şeylerle yaşamaya devam ediyorsun. Yaşamak senin için boşa kürek çekmek gibi bir şey...

Mutluluğu Bekliyoruz

Kaçan trenin yeni seferini bekler gibi... Sende başka bir zamanda, başka bir yerde, başka birinin hayalinde olmayı isterdin. İsteklerin cevapsız kalır çoğu kez, kelebeklerin kanatlarına ağır gelir böyle şeyler. Tren yola çıkmış, arkasından sadece bakmakla yetinirsin. O treni nasıl kaçırdığına hayıflanırsın, kendine kızarsın. Geçmez üzüntün, o trenle beraber neler kaçırdığını bilemezsin. Bildiklerin ise sınırlı... Vagonlarından birinde olmak için neler verebileceğini "keşkelerle" ölçer yinede karşılığını bulamazsın. O trenin, o seferi "çok mu önemliydi?" diye sorarsın. Önemliydi, artık kaçırdığın için daha da önemli hale geldi. "Mutluluk", bir ihtimal kaçırdığın trenin içinde kaldı, senden gitgide uzaklaşıyor; bir ihtimal seninle kaldı istasyonda yeni seferini bekliyor.  Bu bile seni hüzünlü bir gülümsemeyle heyecanlandırıyor. Gidenlere "geçmiş zaman" diyorlar. Arkamızda bırakmayı bir türlü öğrenemediğimiz, yarım kaldığına kanaat getirdiğimi...

Kurşun Kalemin Sırrı

Yazmayı öğrenmeye başlarken herkes kurşun kalem kullanır. O kadar barizdir ki hata yapacağımız, yanına da silgi iliştirirler ve hatta kalem tıraş. Silginin kuvvetini hatalarımızı sildikten sonra anlarız, kalem tıraşın cömertliğini de bize yazmak için tekrar şans verdiğinde görürüz. Eğer yazdığımız bir defter ise bize peşin peşin fazlaca şans vermiş sayarız. Hunharca, düşüncesizce kullanan yine bizleriz. Onlarda kendi aralarında ayrılırlar; çizgili, çizgisiz ve kareli olarak. Tercihi belkide bize bırakıyorlar? Çizgisiz kağıtlara o kadar imrenirim ki, onlar kadar düzensizliğe, rahatlığa, belki özgürlüğe, yada seçim hakkının oluşuna... istediğin yerden karala, hüküm senindir. Çizgililer de ideal eş tipidir. Tertip ve düzen onların anayasasıdır. Kareli defterlerle aram hiç iyi olmadı. Onlar sürekli bir baskı altına alma çabasındadır seni. Sürekli bir kafese tıkma derdi vardır. Baskıcı iktidarı elbet senin iyiliğin içindir ama hatırlatmakta fayda var, o kadar baskı ve yasak seni ters yol...

Ben Kaçtım

Gittiğimden beri hiçbirşey değişmedi.Herşey aynı yerinde aynı tozuyla duruyor aslında.Hatta toz artıyor her geçen gün..Ama sen bunların hiçbirini anlamayacak kadar yoğunsundur..Sen hiç beni görmedin ki.Hiç görmeye çalışmadın ki..İşte ben bu yüzden gittim.Neden her nefes alışım senin yüzünden bana işkence oluyor? Aslında benim kafama takılan neden herkes burada bir yok o film yok o kitap derdinde?Hepimiz haftada bir kitap okumadan yaşayamıyor muyuz?Hem de bunca problemin arasında..Doğru elit kesim olan siz ve sizin sosyal medya fotoğraflarınız..Hadi bırakın bunları.En azından bırakmak için çaba gösterin.İşin kötüsü bu çaba hiç gösterilmeyecek..Tamam..Ne haliniz varsa görün ama benim karşıma çıkmayın..Sosyal medya da çamur attığınız pelinsu'lardan berkecan'lardan hiçbir farkınız yok..Bu yazımı imla kurallarını kaileye almadan yazıyorum.Gerçketen ilk defa uğraşmak istemedim.Çünkü hak etmiyoruz.. Kaç aydır yazmıyorum.Çünkü ironilerle dolu bir adamım.Blog ya da bloggerlık sizin iç...

Sonrasını Sonra Düşünürüz

İnsanlar hep iki gruba ayrılırlar. Mutlu olanlar ve mutsuz kalanlar gibi mesela. Zengin olanlar ve fakir kalanlar gibi ya da… Ya da bencil olanlarla, mütevazi kalanlar gibi. İstediğimiz kadar çoğaltabildiğimizin farkındayız bu örnekleri. Sonsuza kadar… Bizi tercihlerimiz yöneltir, adım attırır ve sonuca varmamıza yardımcı olur. Tercihte bulunmalı mıyız? Tercih edilen olmakla, tercih eden arasındaki uçurum farkıyla birlikte illa ki tercih edilecek bir durumun karşına çıkıvermesi aslında seni ayırmıyor kimseden. Tercih ederken aynı zamanda tercih edilen oluyorsun, sen daha farkında değilken. Bu konuda anlaşalım, çokta bir fark gözetemiyoruz aralarında. Şimdi yapmadığımız tercihlerin sonuçlarıyla ilgilenelim, ya da ilgilenmeli miyiz bir bilelim. Sürekli tercihlerimizden, seçtiklerimizden, taraf olduklarımızdan sorumlu olduğumuzu düşünürüz. Peki ya birini seçerken diğerleri? Diğerlerinin değerlendirmesini de elbette yaparız, başına çoğunlukla “keşke” etiketi koyarak hemde. Keşk...

İstanbul, Kız Kulesine Aşıkmış

Fakat İstanbul derin bir meseleydi. Yolları dardır mesela kolay geçilmez. Sularıda soğuktur bir tas içilmez. Öksüzdür kalbi bir söz söylenmez. Taşları ağırmış, yorulmuş... Ekmeği boğazında kalmış gibi, kolay kolay yutkunamazsın. Çok seversin, üzerine titrersin, belki sandıklara bile kaldırırsın ama değiştiremezsin hiçbir kıvrımını. Kimse değiştirmek istemez de zaten, sadece korumak içindir her şey. Seninle yada sensiz, istemsiz bir ürükekliktir bizimkisi. O, hep güzeldi ama hep... Uykuya karışırken de güzel, uykudan gözlerini ilk açtığında da...  Çünkü samimiydi. Sana İstanbul'u baştan anlatmayacağım. Bilmem gerekenleri biliyorsun, ama İstanbul'un Kız Kulesine aşık olduğunu sana hiç anlatmamıştım. Çünkü bu derin bir meseleydi. Kapısından girersen dönüp kaçamayacağın, bir gülümserse asla unutamayacağın, eğer yarın olursa dün gibi yüzüstü bırakamayacağın derin bir meseleydi bu. Her şey için o kadar erken ki ve bir o kadar da geç... Zaman bir garip şu sıralar. Yıl olup üzerin...

Umutsuz Vaka

Durur durur karşına çıkar biri..Hiç alaka bir zaman da hemde.Sevsen mi sövsen mi bilemezsin.Sen hal-hatır sorma peşinde koşarken o hazmedemediklerini kusmaya başlar.Aslında onun da derdi senin karşına oturup seni eleştirmek ve seni sana anlatmaktır.Yani dolaylı yoldan 'seni özledim' der..Başında merakla dinlemeye başlarsın.Ben dışarıdan birinin bakışıyla nasılım diye.Sonra o senin kötü yanlarını anlatır.Kendinden nefret etmeye başlarsın.Bir an da bir şey olur ve durur düşünürsün.Sen onunla neden böyle olduğunu hatırlayınca bir keyif sigarası yakarsın..Ve işin en güzel tarafı o bunu hiç bilmez.. Dert anlamak ve dinlemek herkesin işi değildir.Becerebiliyorsan insansındır.Eğer beceremiyorsan gölge etmeyeceksin.Karşıma çıkıp eskilerle ilgili masal anlatma bana..Ne sen yenisin ne de ben eski..Şarkıları dinleyip gaza gelmeyin..Gittiğiniz en uzun yol bile bir yerden sonra sıkar sizi.Varmak istediğiniz yere gelmek istersiniz bir an önce.Karışık oldu sanki cümle.Umarım anlar.. ...

"Kafası Karışık" yada "Bulanık"

Kurmaya başladığım her cümlenin derin bir anlamı olacakmış gibi gözlerimin içine dikkatlice bakanlar için titrek bir sesle "üzgün" olduğumu belirtmek isterim. İnsanlar bekler, beklentileri vardır çünkü. Çünkü insan ister, istekleri vardır. Kendini yeniler, tekrarlar, buna ihtiyacı vardır. Küçük bir çemberin içine sıkışmış fikir dünyasının dışına çıkamaz çoğu kez. İnsan korkar, korkuları vardır çünkü. Çünkü korkmak bazı sorularına cevap olur. Cevaplarsa çoğu zaman yalan olur. Belli belirsiz hislerimiz istenmeyen gebelik gibi kapımızı çalar birden. Daha hazır değiliz ebeveyn olmaya. Ebeveyn olup, duygularımıza analık, babalık yapmaya. Açmasak diyorum kapımızı? Duymasak keşke çalan zilleri? Bakmış olmasak keşke kapı dürbününden acaba kimmiş o diye... İnsan meraklıdır, merakta etmelidir, etmek zorundadır. Belki de bütün bu keşifler "merak" duygusunun çocuğudur? Duyguların çocukları olur mu? (Sordun dimi bu soruyu?) Küçük bir merak ne olaylara gebedir aslında, biliriz....

Bugün PAZARTESİ

Bu gün Pazartesi. Kendisini hiç sevmediğimiz, sendromlardan sendromlara koştuğumuz bu zavallı pazartesi olmazsa ne yapardık bilmiyorum. Cumayı sevmek için bir nedenimiz olmazdı mesela ya da pazar günü yapılan banyoların, her zaman hazır olması gereken jilet gibi kıyafetlerin hiç bir anlamı olmazdı. Ayrıca bu günün adını değiştirsek ya da yerini değiştirsek yine sevmeyiz kendisini. Sevmeyiz ama kendimizle çelişmekten de geri kalmayız. Eğer pazartesi olmasaydı yeni başlangıçlar nasıl yapılırdı? Mesela kilo vermeye ne zaman başlardınız? Salı mı? Perşembe ? Pazar? Bence hiç biri ''pazartesi günü başlarım'' cümlesi kadar sempatik değil. Büyük acılar içindesiniz yıkıntı döküntü altında kalmış hissediyorsunuz kendinizi en kötü ihtimal bir pazartesi gelir ve yeniden ayağa kalkma hissiyatı verir size. Pazartesi sendromdur doğrudur ama aynı zamanda da yeniden başlamaktır, sıyrılmaktır,karar vermektir. Aşık olmaktır mesela pazartesi. Biriyle tanışırsınız,konuşursunuz sonra bir paz...

Biraz İpucu İçerir

Öğrenciliğin en güzel kısmı kendinize vakit ayırabiliyor olmanızdır. Bir dakika. Düzeltiyorum. Benim öğrenciliğimin en güzel yanı okulumun sadece bir kaç günden ibaret olmasından ve başvurduğum işlerden geri dönüş alamamış olmamdan dolayı kendime zaman ayırabildiğim bir öğrencilik yaratıyor bana. Bu gün o fırsatlardan birini kullandım ve sinemaya gittim. Kocan Kadar Konuş Diriliş filmiydi bu film. İlkini yanımdaki insandan mı yoksa psikolojim mi elvermedi bilmiyorum normal bulmuştum yani çok beğenmemiştim sanırım ama bu filmi çok beğendim. Aslında film güzel ya da çirkin olduğundan değil de kendimle bağdaştırdığımdan çok sevindim sanırım. Filmi izleyecekler olursa ip ucu vermek gibi olmasında işte Efsun'un evlenme telaşında başından geçenler. Kendi istediği gibi değil de başkalarının istediği gibi ya da bize dayatılan değer gibi görünen ama çoğunun gösterişten ibaret olduğu şeyleri yaşayan kızın hikayesidir. En sonunda olmak istemediği bir ortamda, kendini içinde iyi hissetmediğ...

Zaman Boşluğu..

Yazamayınca kötü hisseder oldum.Bıraktım işimi gücümü geldim.Arka planda sevdiğim şarkılar çalarken bıraktım kendimi satırlara..Zaman denilen tek kelimeyi düşünüyorum.Ne kocaman bir kavram öyle o..Aslında düşünmemek en güzeli.Neden plan yapılır ki?Nereye yetişmeye çalışıyoruz?Neden sevdiğin birine sadece beş dakika ayıramazsın ki?Fondaki şarkı güzel değil..Değiştirdim..Doğru şarkılara yanlış insanlar yüklemek gibi hatalar yaparız.Hem de hep yaparız bunu.Sonra yanlış insanla beraber doğru şarkıda gider beraberinde.Yeni sesler ararsın..Buldun zannedersin ama aslında sen hiç şarkıyı sevmemişsindir..İnsanlar hep yanlış zaten..Doğru kim ya da nerede diye sorarım hep.En sevdiğim bölüm de bu işte.Kimse cevap veremez.Tiyatroda durum komedisi diye bir kavram vardır.Her gün bunu yaşıyorum.İçinde bulunduğumuz durum fazla tiyatral geliyor olsa gerek ki kimsenin gülmeye hali yok.Konuları fazla dağıtıyorum yazarken.Farkındayım.Aslında hiç toparlamak için uğraşmıyorum.Biraz dağınıklık iyidir.Gidenl...

Akşam Saati

Tam yoğunlaşayım diyorum hep bir engel çıkıyor..Bu sefer sakinim..Yazılacak çok şey var ama okuyan bulmak çok zor..Kaçtım..Sığındım ama harflerin arasına..Cümleler bile yorar oldu artık beni.Hayatı bile devrik yaşarken kurallar kime uygun?  Karşı koymak neye yarar sağlıyor? Dediğim gibi hala sakinim..İşin yorgunluğu insanların karmaşası çok yorar beni..Hiç susmayan bir telefonum var mesela benim.sürekli şikayet ve isyan için arayan ve hiç tatmin olmayan insanlar biliyorum ki keşke olmasalar diyorum..Bu arada danışma falan değilim..Ama seviyorum onları..onlara baktıkça mutlu oluyorum.aciz olmayışıma seviniyorum.. Evimin mutfağında zaman öldürürken kimsenin yanımda olmayışını seviyorum..Aslında çok derin gibi gözüken ama öyle olmayan rutinlerim var..Sabah kalk,işe git,çalış,saati doldur ki bitiş saati belli değil.sonrada evine dön..Çok kaçmak isterken hiç gidememek en büyük korkum ve her gün bununla yüzleşmek en ağır yüküm olsa gerek..Çok değil insanlarla aynı çerçeve de anlaş...