Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eğlence etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir Romantizm Rüzgarı: Junjou Romantica

    Yıkmamız gereken ön yargılarımız, izlememiz gereken bir anime var!      Ne izleyeceğime tam karar verememiş ve kısa bir araştırma sürecine girmişken her zaman yaptığım gibi posterleri incelemeye başlıyorum. Başlıyorum başlaması da bir tanesi kısık bakışlı, sert karakterli yaoi tarzıyla göz kırpıyor sanki. Başka bir yere bakmaya çalışsam da gözüm ısrarla oraya kayıyor. Dayanamayıp bir tık ötesinde buluyorum kendimi. Poster öylesine sevecen, samimi ve soft romantik bir halde ki asla yatıştırmayı öğrenemediğim heyecanım galip geliyor ve animenin derinlemesine inceleme safhası başlıyor. “ O eli bırakma, bırakma. Çünkü ben burada senin yanındayım. Gülümsemeye devam et, hep gülümse. Ve çiçeklerin açmasını sağla.” İşte böyle başlıyor Junjou Romantica (Saf Romantik)     2 sezon ve 24 bölümden oluşan bu anime serisi altı erkekten oluşan üç çiftin hikâyesini birbirinden ayrı ve bir o kadar birbirine dokundurarak enfes bir biçimde s...

İstanbul Çıkartması

İstanbul’da yaşam diğer illere nazaran çok çok farklıdır. Hani neredeyse kendi başına bir ülke... Daha önce İstanbul’a küçükken gelmiş ya da hiç gelmemiş arkadaşlarım ile birlikte buraya gelme şansı yakaladım. Bir gece iki gün birlikte olduk. Baştan beri eğlenceli geçeceği belliydi zaten, teşkilatın yarısı bizle. İstanbul’da geçireceğimiz tek geceyi de beş tane yıldızı olan The Greenpark otelinde geçirdik. İçinde yok yok elbette. Hamamından tutun da spor salonuna kadar birçok hizmet mevcuttu. Öyle ortamda memnun kalmamak elde mi? Otel çalışanları da oldukça güler yüzlüydü. Zaman zaman kendileriyle dertleştik falan… Resepsiyonda çalışan güzel ablalarla yaşadığımız diyalogların üzerine bal dök, ekmek ban yani o kadar tatlı dilliler. Geceliği 149 Euro olduğu için (en ucuz odası) gerçekten bir havası oluyor fakat gel gör ki beş yıldızlı otelde gecenin 4’ünde aç kalabiliyorsunuz. Cebimizde paramız var fakat gerçekten kıytırık bir tosta 12 TL vermek istemezsiniz. Makarna 22 TL’den başlayan f...

İçimde Kalmasın

Tamam, bağımlılık diye bir şey var onu kabul ederek başladık bu işe ama iş çığırından çıkıyor! Kısa soluklu şeyler okumak, dinlemek, izlemek hoş fakat bunların içinden cımbızla bir cümle seçip, o cümle hakkında bir şeyler yazmak istemem neyin sesidir? Yazmanın bağımlılığı olur mu demeyin, tabi ki oluyor. Bakın geçenlerde içimde kaldığı için çok üzüldüğüm bir olay var, kusura bakma anlatacağım. İngilizce dersinde politik şeylerden konuşurken (ki baya iyiydi) söz dönüp dolaşıp Orhan Pamuk’a geldi, iyi tamam. Hocanın Pamuk hakkında bir soru sormasıyla zihinler hızlıca işlemeye başladı. Orhan Pamuk Amerika’da ne kursu gördü? Alın soru bu yani. Ben cevabı biliyorum tamam mı, bir iki kişiden cevap aldı hoca, yanlış olduğunu söyledi. Tam ağızımı açtım iki üç hecelik laf edecektim ki, “aklınıza gelmeyecektir” dedi. Lan insan düşünüyor o zaman saçma bir şeydir bu diye. Sınıfta da mırıldanma falan başladı, bu arada ben çenemi kapattım yani. Sonra bir iki saçma cevap geldi onlarda değildi, neyse ...

İki Bin On Bir Biterken

Her yılbaşı olduğu gibi sokağa saçılmış eğlence paralarından mahrum kaldığım için kendimi şanslı sayıyorum, eminim geriye kalan 364 günden birinde sağlam bir eğlencede bulunabilirim hem de daha ucuz bir fiyata. Cimriliğimden değil, her şey tasarruf için. 2011’i ufakça değerlendirmek gerekirse sanıyorum en göze çarpan değişiklik üniversite hayatına başlamış olmamdır. Ve aynı sene içinde lise kariyerimi sonlandırmış olmam. Yeni bir düzene başladığım şu yıl içinde yeni dostluklar vesaire doğal olarak kendini gösteriyor. Somut olarak, bateri kursuna başladım mesela. Futsal için ilk kez Nevşehir’de bulundum. Ailemden uzak ilk yılbaşıydı aslında evet. Bu yılın ikinci döneminde inanılmaz hayaller kurmaya başladım, daha çok az kısmını hayata geçirmiş olmam üzücü fakat 2012’ye yatırım olarak görüyorum bunları. 2011 yılının son konseri benim için Simurg Temple Bar’da ki Ogün Sanlısoy konseri oldu. Adamla birebir konuştum falan. Eğlenceli ve keyifli dakikalardı. Ve bence bu çok önemli ki, dış gör...

Çizgi Film Fizik Kuralları

Bir çizgi film karakterinin vücudunda delikler açılırsa ve su içerse, su o deliklerden dışarı akar... Çizgi film karakterleri aşağı bakmadıkları surece havada yürüyebilirler... Çizgi film karakterleri bir yerden düşmeden önce bir sure havada asili kalabilirler. Çizgi film karakterleri kapıyı açmadan geçtiklerinde, kapıya vücut ölçülerinde delik bırakırlar Çizgi filmlerde örsler her zaman en yavaş düşen nesnelerdir. aynı anda serbest düşmeye bırakıldıklarında önce kurban düşer hızla, sonra da örs düşer kafasına. çizgi film kahramanları kovalanırken mutlaka çok kapılı bi ortama girerler ve uzay-zaman kurallarına ters düşecek şekilde iki yerde birden ortaya çıkarlar Çizgi film kahramanları kendi ağırlıklarından kat kat ağır bir nesneyi zorlanmadan kaldırabilirler, hareket ettirebilirler Futbol çizgi filmlerinde dünya acayip yuvarlaktır. Ceza sahasına girene kadar kale gözükmez. Oyuncular çok atletiktir 2 metre falan hiç kasmadan zıplarlar. Çizgi film karakterlerinde sinir sist...