Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Rock etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yavuz Çetin (25 Eylül 1970 - 15 Ağustos 2001)

Ölmek gerekir bazen, o kadar zamansız ve bir o kadar da ani. Gitmek gerekir bazen, kimseye söz dökmeden ve kimseye veda etmeden. Anladığında bazı şeyleri, çekilip köşene usulca: "ne yapmalıyım" diye düşünmeli. Artık yapacaklarında değiştirmiyorsa köleliğini... İşte o zaman ölmeli. "Dünya bir yere kaçmaz, uçmak ister misin benimle bu gece?" uzaklara... Çok uzaklara en yukarıya, rüzgarın çıkarabildiği en tepeye! "Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana at olmak" keşfetmek yeniden dünyayı, belki seninle küçük şehirler kurmayı. "Seni kaybetmekten korkmak çok zor" bazen dayanılmaz oluyor kafamdaki sesleri susturmak. Nereye adım atsam gidemiyorum, bir teneke parçasına bağlanmış fikrim atamıyorum. Ben sende kayboldum. Gayet açık ifade ettim, "erkeğin olmak istiyorum" sadece bunu istiyorum. Sadece... "Belki de terslik bende. Yapamadım bu düzende. Kaçacak delik arar oldum. Yaşamak istemem artık aranızda..." Yavuz Çetin...

İstiklal Caddesi

Sadece İstanbul'da yaşayanlar değil, tüm Türkiye hatta yurt dışında yaşayanların bile ilgisini çekebilen, tarihi ve eğlenceli yer; Bir nevi özgürlüğün diğer adı. Her kafadan bir insan mevcut, günün her saati insan trafiği görülebilir, araç trafiğine de açık, ama aklı olan arabasıyla girmesin oraya. Polisler cirit atıyor, gerek resmi ekip otoları, gerekse sivil polisler. Güvenilir yani. Cadde aydınlatmaları hoş duruyor, mağazaların tabelaları renk renk, çeşit çeşit, onları izlemekle geçiyor zaten zamanının bir kısmı. Yaşlanmış trenimiz var hala aynı renkte ve hala aynı hızında. Çok kez kullandım ama raylar üzerinde yürüyerek yolculuk yapmak daha zevkli. Sokak aralarında indiğimizde "Beyoğlu" için yazılmış tüm şarkıları dinlemek geliyor içimden. Caddede insan seli varken, sokak aralarında gruplaşmış gençler, aynı tür insanlar topluluğu mevcut. Canlı müziklerin ana yuvasıdır ara sokaklar, hafta sonları tercih edilesi mekan sayıları daha belirgin durur. Karanlıkta dolaşan ada...

Simurg Temple Bar - Ogün Sanlısoy Konseri

Konser var dediler düştük yollara. Antalya’da ilk konser açılışımı yapmak için Ogün Sanlısoy’un iyi şans olacağını düşündüm. Ortama ayak uydurabilecek bir arkadaşımı da yanma alarak Kaleiçi’ne doğru gittik. Hani tahmin ve söylentiler sonucu içimiz rahat gidiyoruz bara, ben zaten içmeyeceğim o konuda rahatım maddi olarak. Kapıya geldik böyle iri yarı adamlar falan arada cılız bir adam biletleri o satıyordu. Sorduk ne kadar? 35 lira dedi. Reyiz ne yaptın sen demeye kalmadan hani öğrenciyiz yap bir güzellik falan. 30 liraya anlaştık eheh. Bara çıkmadan önce adam kolumuza kaşe vurdu lan. Ben vurdurmadan önce sordum ‘Hooops ne için bu?’ Meğerse konser için geldiğim belli olsun diyeymiş hani arada falan dışarı çıkarsam diye karışıklık olmasın. Lan bunun başka yolu yok mu? Cık cık ya… Hocam zaten konserin başlamasına dakikalar kala girdik, en arkadayız, ortama alışmaya çalışıyoruz falan. Arada Ogün korumalarla falan dolaşıyor ortalıkta, neyse konser başladı, biz hafiften içerilere doğru ...

Van Depremi

17 Ağustostaki deprem geldi hemen akıllara. Her geçen gün artan ölüm haberleri "dahası gelecek mi?" sorusunu da yanında getiriyor. Aynı süre zarfında yaşanan mücizevi olaylar ise biraz olsun akan yaşı azaltıyor. Saatler sonra enkaz altından sağ çıkan insanların nasıl bir psikolojiye maruz kaldıklarını anlamak zor. İzlediğim, dinlediğim her kanalda Van için yapılan yardım çalışmalarına rastlıyorum. Sosyal ağlarda çılgınca bir yardım çağrısı dolaşıyor. Ne kadarı samimi? Şu üzücü olayadan prim yapanların var oluduğunu bilmek acıya acı katarken, Van'daki depremzedelerin, gelen yardımlara şükrettiğini hissetmek kısmi bile olsa vicdanları rahatlatıyor olabilir. Çünkü emin değilim. Bilinen yerdeki video görüntüler yada fotoğraflar her şeyi mi anlatır? Birebir yaşayanlar... Onlara ne yapılabilir ki, acılarını dindirmek için? 1999 yılındaki Marmara Depremini hatırlamıyorum fakat geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Van'daki deprem olayı bana, Marmara Depreminde ki acıyı hi...