Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İnsan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sarhoş Kedi Hikayeleri - Sayfa 14

Tamam. Bazen olmasını istemediğiniz indivilasyonel olaylar meydana gelebilir. Bu tür durumlarda yapılması gerekenler nelerdir? Bir kedinin gözünden bakalım olaylara. 1.Kabullenmek: Kedi kabullenirse kaybetmiş sayar kendini. Çünkü savaşçı ruhuna ters düşen bir harekettir kabullenmek. Duygusal kedilerde yok değil hani. Karşısındakini düşünen kedi her zaman bir adım geridedir. Başkası kırılmasın diye miyavlayıp durursan, kendin üzülürsün. Bu bir altın kuraldır. 2.Kabullenmemek: Ruhuna işlemiş "savaşçı" kimliğini harekete geçirmenin zamanı geldiği durumlardan biri kabullenmemek. Bazen  Nazilerin patronu Hitler kadar sert, duygusuz ve astım kestim zihnine sahip olmalı insan. İnsanlar öyle olsun da, ya kediler? Kabullenmediğini gösteren başka yollar arar. Mesela konuşur. Ama çok kısa konuşur. Sonradan problem çıkmaması için kuralları önceden sunar. Kabul ettirirse tek başına iktidar olmaya devam eder. Aksi bir durumda insanlardan tüyo alabilir. Bkz: Nazi Patronu 3.Olayın ...

Ordinaryüs Baba

Ne koyalım adına yüce Ordinaryüs? Artık eski nesillerde göremiyor gelecekten bir kare. Düşünme yetileri sömürülmüş gençlere kim yardım eli uzatacak ki? Eğitim dediğimiz hadise, kendini kurtarabilse önce, belki kendini aydınlatabilir. Kuru ekmek kavgasına düşeceğimiz günlerde gelecek, hep hazır yemekle sürmeyecek. İhtiyarların yerini alacağız ve onlar kadar aciz kalacağız. Yeniden yenileniyor hayat, bir karış, bir karış küçülüyor toprak. Ömürler desen zaten bol kepçeyle dağıtılmış. Bir meslek var hayalimde, masa başı ve dolgun maaşlı. Ama önce birilerinin ayaklarını yalamalı! Para kimde ey Ordinaryüs? Ona gideyim, aş dileneyim, sadık köpeği olup, işini alayım! 40 sene aç gezip, geri kalan ömrüm ile sefa süreyim. Kadın! Üzerindekiler de ne? Soyun çabuk, günah etme. Kiralık bedenlere laf söyleme! Onlar kadar namuslu olamadık nihayetinde... Çocuklarım var, dahası yolda, kimi ağlar açlıktan kiminin keyfi yerinde en başından. Hangisini satayım karanlığa? Kimi vereyim en ucuza? Evlat sonuçta....

Fahiş Dünya

Bence yorgundu, ama gülüyordu. Belki, özlüyordu, ya da tamamen yalnızlığına odaklanmıştı. Kaygı dolu gözlerle bakıyordu sanki ya da sadece bakıyordu, öylesine. Hayran kalıyordu buralara, bence öyleydi. Bu şehre aitti o. Mutlaktı… Hayır, buğuluydu. Araf da mıydı? Kesin bir cevap vermezdi ki… Soğuktu zaten eli, yüzü. Üşüdüğünden değil, ya da dokunduğum için anlamış da değildim. Öyle bakıyordu soğuk ve renksiz. Ölüyor muydu? Beyaza yakındı gri tondaki gözleri, hep açıktı… Vişne çürüğü kadar koyu dudakları çatlamış ve kurumuştu, hava zaten soğuktu; o da öyle… Düzdü saçları ama dağınıktı. Yanaklarına kadar düşmüş perçemi. Beyaz tene yakışırdı kırmızı askılı elbisesi, kırışıktı ama güzeldi. Omuzlarından diz kapaklarına kadar iniyordu uzun sadeliği. Ayakları çıplaktı, asfaltı zaten ıslak ve sert! Elinde çantasını iki parmağıyla tutuyordu sanki bırakacakmış gibi her an, her an düşecekmiş gibi adım atıyor zaten, zaten düşecekti, tekti… Gözlerine çarpan sivri ışıklardan rahatsız olmuyordu. Bir...

Kabul Ettim Hata Bende

"Ama herkes böyle yapıyor?" dersek eğer halletmemiz gereken işleri son dakikalara sığdırmaya çalışırız. En basit örneği hele ki öğrenci için, sınava bir gün kala çalışmaktır. Nasıl bir psikolojinin içindeyiz ki koskocaman boşa geçen günler içinde ders notlarına bir kere bakmayıp, sınav öncesi son gün bütün bilgileri beynimize encekte etmeye çalışıyoruz? Bir kere beyin bunu reddeder. Kendinle dalga mı geçiyorsun lan sen? Son ödeme tarihi gelmiş fatura, banka ekspresleri, kira, borç tahsis tarihlerini bekleriz, son anı gelsin vereyim diye. Aksiyonu seviyoruz tamam, atraksiyon da yaşıyoruz. Zaten bir günü diğer günlerini tutmayan yaşantımız var, bide garip bir ülkedeyiz. Daha ne olsun dimi? Daha ne olsun... Bir gün bir hata yapacağım ve o hatanın bedelini ömür boyu çekeceğim. Tek soru o hatayı ne zaman yapacağım galiba? Belki beraber yaparız. Belli mi olur? Dünya üzerinde aynı anda aynı yöne kaç milyon kişiyle yürüyordum? Bak şu düşündüğüm şeye... Oysa daha mühim şeyler var dimi...

Hücre Alışkanlığı

Alışkanlıklarımız arasına her şeyi katabiliriz. Alkol, sigara, uyuşturucu, oyun, uyku, para ya da sana hangisi uyuyorsa. Aslında insana en çok ama en çok koyan insan alışkanlıkları, yani insanlara alışmak. Birisi geliyor hayatınıza dokunuyor, kartların yerini değiştiriyor, yani oyun değişiyor, kozlar değişiyor, final geliyor, son oyun geliyor ortağınız ölüyor. Şimdi ne koyuyor? Kaybettiklerimizle, kazandıklarımızı aynı keseye koyabiliyor muyuz biz? Eksilerde olduğumuz zaman daha dibe batmak için çırpınan kolları görmek, görenler için geçerli, onlara yardım etmeyi düşünebiliyorlar mı? Ki yardımları bir halta yarayacak mı? Yardım etmekle, yardım etmeye çalıştığın kişiyi anlamak arasında uçurum var. Ben beş kuruş para vermeden senin derdine ortak olabilirim. Ama birkaç yüzlük koyarım ortaya senin derdini birkaç saat silebilirim. Ben bu iki güce de sahibim. Ama sen kanmaya kandırılmaya her zaman açık kalırsan, üzerinden geçinen çok olur. Zaten oldum olası piç bir dünyada yaşıyorum...

Bir Avuç Umut

Bazen durduk yere küfredersin hayata, boş boş bakarsın etrafa. Seni dinleyen kimse yok, sanırsın aslında, yalnız kaldığına inanırsın çoğunlukla, kaybettiğini düşünürsün ara sıra, uyursun uzunca, kalkarsın aynı suratla... Yeniden ve yeniden büyürsün boşlukta. Yağmur kırıntılarını toplarsın balkonunda, yeşil gökyüzü görürsün deniz kıyısında, güneş batarken kırmızı yüzler vardır kameran da... Herkes üstün gösterir kendini, mazlumun yanında, çokbilmiş dostum olacağına, cahil ebeveynlerim olsun daha akıllıca. Yüksek dozla kullanıyoruz sevgiyi. Çabuk gösteriyor etkisini, hemen aşık ol sonra öl... Maviler siyaha dönüşürken, bir kalp ölürken, uykusuzluktan kapanan göz kapaklarına geçiremediğin sözlerini artık kendin bile duyamadığında, sağır edici siren sesleri kulaklarını sağır ederken, kolların, ayakların, dudakların artık çalışmazken, diri bedenine nüfuz eden zehre engel olmazken gelirler omuzlarına basarak yükselirler. Yani, düşene bir de onlar vururlar. "Var mı sorusu olan?" ya ...

Irza Geçme Oyunu

Tarihin suratına çarpılmış bir kara leke daha denir N.Ç için. Gitgide siyaha bulanan günlerin içinde parlamaya çalışanlar var mı dersin artık? Uzun yolu kimse kullanmıyor artık, saydam geldiğimiz dünyadan kapkara halde ayrılıyoruz. Nice hayatları söndürüyoruz, çünkü beynimizi kullanamıyoruz. Burada tür önemli değil, sonuç aynıysa. Toplum diyoruz, gelenek görenek, saygı sevgi... Hak, hukuk, adalet ve zımbırtıları... Görebiliyor musunuz? Nasıl bakarsak öyle görürüz. Öyleyse? Bizim gözümüzle görmeyenleri kınamamalıyız dimi? Herkes senin gibi düşünmek zorunda değil. En doğrusunu sen bilsen bile. Ha bak düşünce özgürlüğü var diyoruz. İsteyen istediğini düşünsün bunun suçu mu olurmuş? Düşünceni uygulamaya geçirdiğinde karşına çıkar kanunlar, öyle olmalı dimi? O zaman bir dinle; Pis pis düşünüyorum şiddetli ve ahlaksızca. Uygulamaya karar veriyorum düşüncelerime harfiyen uyuyorum. Uygulamada başarı sağlıyorum, ama yakalanıyorum. Büyük insanların karşısına çıkıp durumu en masum halimle anlatıy...

Monolog (TGG)

Yayına son on... Son beş... son üç, iki, bir!... Yayındayız! Merhaba herkese, ufak bir monolog gösterimiz var buyurmaz mıydınız kırmızı koltuklardan birine? Kimin hayatına nereden, hangi şekilde katıldığımı bilecek kadar ayrıntıya sahip değilim. İnsan unutkandır fakat unutamayacağı çok şey vardır. Sonuçlarla ilgilenmeliyiz, dimi? Sonuçta olan olmuş ve bir sonraki adımı hesaplamaya çalışmalıyız. Daha mutlu bir yaşam dilediniz mi kendiniz için? Eğer bunu yapmışsanız, en azından son dönemlerde kendinizi iyi hissetmiyor olabilirsiniz. Hiç mi öyle bir dilekte bulunmadınız? Mutlu olmak aklınıza gelmemiş olabilir belki, Belkide mutluluğun tanımını bile bilmiyordunuz? Öyleyse mutluluk neydi?  Genel konulardan bahsederek özel sorular sormak psikologların işinin olduğuna inanırım, hep aynı hikayeyi baştan işlerler zaten. Anlatacak bir hikayen var mı? Deneme yapalım ortaya çıkar zaten soruyorum dikkatle dinle şimdi beni; "Onu gerçekten seviyorsun değil mi?" Basit bir psikolojik soruy...

Hayal Gücü

Gücümüzün farkında değiliz. Daha doğrusu güçlerimizin farkında değiliz. Herkesin çeşit çeşit güçleri var. Ortak gücümüz ise: Hayal gücümüz! Hayal etmenin sınırı yoktur, sınırda çizemeyiz. Gücümüzü kullandığımız kadar geniş bir hayale sahip oluruz. Günlük işlerimizde basit hayallerimizi olan gücümüzle idame ettirebiliyoruz. Fakat bazılarımız var ki hayal gücünü zorlayarak, gerçekten sadece kendisinin düşlediği bir hayale erişebiliyor. Çıktığı o doruk noktasında kalmasını bekleyemeyiz ancak hayalini gerçekleştiremeyeceğini de söyleyemeyiz. İmkânsızın olmadığına inanan insanlarız biz. Hayal kurmak gibi bir imkânımız varsa; Hayali gerçek hayta yaşayabiliriz? Çocukların hayal güçleri kısıtlı olabilir ama en farklı hayallerin doğduğu beyinlere sahipler. Büyüdükçe hayal güçleri zayıflar çünkü yeni hayaller kuracak yeterli ortam bulamazlar. O kadar çirkin bir dünya ki bu(!) Oyuncak tasarımlarında ki hayal güçlerini es geçemeyiz. Basit bir plastik bebeğin, arabanın tasarımı, gökdele...