Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ölüm etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sağ Salim Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 2012 yapımı komedi türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Ersoy Güler var ve Ersoy Güler’in ilk uzun metraj filmi. Senaryoda ise Ersoy Güler'e Ali Alper Erze, Şeyda Delibaşı ve Korhan Uğur eşlik ediyor. Oyuncu kadrosu ise kaliteli ve mütevazı. Fulya Zenginer, Burçin Bildik ve Alper Saldıran baş rollerde. Filmin İmdb puanı ise 6,7'dir.    Bu filmi şansa film indirirken bir sitede görmüştüm. La bunu da indireyim dedim çünkü İmdb puanı 6.7 idi. Bir Türk komedi filmi için gayet yüksekti. Yani şansa indirdim. Üç kez izlememe rağmen hala gülebildiğim ender filmlerden biri. Son yıllarda Türkiye’de yapılmış belki de en iyi komedi filmlerinden biri.    "Sağ Salim", insanı çılgınca gülme krizine sokan filmlerden. Öyle ki, en kanlı sahnelerde bile kahkahalar atıyorsunuz. Ayrıca filmin finalinde Atiye'nin seslendirdiği (2011) Arapça "Hali Hali Hal" şarkısı muhteşem. Film size Kemal Sunal filmlerini ya da o Yeşilça...

Kişinin Sosyal İfşa Aygıtları

Başta en popüler olan sosyal ağlardan söz etmek gerekiyor. Onun dışında haber siteleri, forum siteleri, alış-veriş siteleri, sözlükler, video ve ses materyalleri yüklediğimiz siteler ve bloglar diye gider bu liste. İnternet müthiş bir veri depolama ve paylaşıma sunma mekanizmasıdır. Yıllar önce girdiğin bir ileti, yüklediğin bir görsel,/işitsel doysa karşına çıkabilir. Nasıl çıkacağı meçhul şimdilik fakat bunların depolandığı ise bir gerçek. Gerçek değilse de müthiş bir öngörüdür. Popülaritesi yüksek sosyal ağlar dediğimizde ilk iki sırayı Facebook ve Twitter alıyor. Bilgi ve kişisel beğenilerin, görüşlerin her yerden paylaşılabildiği bu tür mecralarda, kişi kendini neden kısıtlamalı? Yada kişi kendini kısıtlama ihtiyacı duyuyor mu? Pekala duymuyor.. Aksine attığı adımdan, girdiği kafeden, bindiği otobüsten, içtiğinden yediğinden, sıçtığı klozetten bile haberdar ediyor kendini takipçilerine. Bunun amacı ne olabilir? Eğer yakın zamanda bir makale yazmam gerekiyorsa konusu "sosyal...

Yavuz Çetin (25 Eylül 1970 - 15 Ağustos 2001)

Ölmek gerekir bazen, o kadar zamansız ve bir o kadar da ani. Gitmek gerekir bazen, kimseye söz dökmeden ve kimseye veda etmeden. Anladığında bazı şeyleri, çekilip köşene usulca: "ne yapmalıyım" diye düşünmeli. Artık yapacaklarında değiştirmiyorsa köleliğini... İşte o zaman ölmeli. "Dünya bir yere kaçmaz, uçmak ister misin benimle bu gece?" uzaklara... Çok uzaklara en yukarıya, rüzgarın çıkarabildiği en tepeye! "Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana at olmak" keşfetmek yeniden dünyayı, belki seninle küçük şehirler kurmayı. "Seni kaybetmekten korkmak çok zor" bazen dayanılmaz oluyor kafamdaki sesleri susturmak. Nereye adım atsam gidemiyorum, bir teneke parçasına bağlanmış fikrim atamıyorum. Ben sende kayboldum. Gayet açık ifade ettim, "erkeğin olmak istiyorum" sadece bunu istiyorum. Sadece... "Belki de terslik bende. Yapamadım bu düzende. Kaçacak delik arar oldum. Yaşamak istemem artık aranızda..." Yavuz Çetin...

İntihar Mektubu Yazmak

Hayatta sadece bir kez yapabileceğimiz şeyler vardır. Onlardan biri de intihardır. Öyle ki, tek hakkımız olan bir eylemi olağanüstü titizlikle gerçekleştirmeliyiz ki, yaptığımıza değsin. İşte bende bugün için ele aldığım konuyu (intihar) sizinle paylaşıp, neler yapabileceğimiz i tartışacağız. İyi bir intihar nasıl olur? Sorusuyla başlamadan önce, hiç intihar eden birini gördünüz mü? Duymuş olabilirsiniz ama bu görmekten daha gerçekçi gelmez insana, o vakit şu dandik filmlerden intihar sahnelerini bir izleyin, aklınıza bir iki şey gelir. Hayal gücünüz akarsu gibi çağlar belki… Canınızı yakmadan intihar etmenin yollarına bakalım; Kullanmayacağımız malzemeler arasında kesici, delici ve ateşli-patlamalı aletler olmayacak. Peki, ne olmalı? Bu konuda en sevdiğim yöntem gaz koklayarak ölmektir. Yavaş yavaş, sindirerek mis gibi hem de kansız, ortalık batmadan temiz ölüm. Hani az daha kaliteli ölüm isterseniz piknik tüp yerine büyük tüplerden kullanın. Olmadı doğalgazdan sızıntı falan olsun...

Sen Ölüyorsun

Bazen de yalnız kalırsın ama gerçekten yalnız, kimseyi bulamayacak kadar yalnız. Konuşmak istedikçe, şiddetle birine ihtiyacın olacak daha önce başından savdığın kimselere ihtiyaç duyacaksın. Kaybolacaksın karanlıkta, gözlerin bile parlamayacak, bir klarnetin sesi kadar hüzünlü çıkacak gözyaşların… Unutacaksın bunları ama zaman alacak, o zaman gelene kadar yalan söyleyeceksin sonra inanacaksın kendine, oldubittiye getireceksin her şeyi, tüm geçmişin, geleceğe etkisini umursamayacaksın, doğru mu yapacaktın? O kadar zavallı olacaksın ki ellerin titreyecek, bir bardak su içemeyecek kadar utanacaksın. Ama önce kendinden soğuyacaksın, buz tutacak bedenin, sonra uzanacaksın beton zemine, ellerini yanlara açacaksın, yüzün tavana bakamayacak kadar yana çevrilmiş olacak, yanağın betona değecek, sen hissetmeyeceksin. Çaresiz kalmak aslında bu değildi, sen öyle sanacaksın, birilerinin yardımına muhtaç kalacaksın, kimse seni göremeyecek, kimse seni duyamayacak.      ...

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı - Neler Öğretti?

Kıvrana kıvrana mutlu son denir buna. Gerçi bir kayıp verdik ama “Birisinin yaşaması için birisinin ölmesi gerekiyordu” Harry yaşıyor yine :) Sirius Black artık aramızda olmayacak oysaki iyi biriydi o, Türkçe dublaj sesi, V’nin sesiydi (bkz: V for Vandetta) Karanlık Lord ne zaman ölecek lan? Büyücülük camiası, Harry ve Dumbledore’a inanmıyorlar, işte niye efendim, Sihir Bakanlığına göre Lord Vondemort ölmüş, gebermiş falan; Bizimkilere göre hala yaşıyordu ki Harry adamı gördü yani. Bütün film Sihir Bakanlığını ve Hogwart’taki insanları buna inandırmakla geçti. Güzel miydi? Güzeldi tamam. Ama okulun yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocasını sevmedim. Adı Dolores Umbridge, tipsiz karı! Sonu ne oldu merak ediyorum en son karanlık ormanda kaçırıldı, çığlık falan atıyordu eheh düşünmeyin gerisini. Kadın herkese posta koyuyordu efenim, idolüm Snape hocaya bile kök söktürdü ya, ayptır. Harry, gerçekten büyümüş lan artık. Cho ile dudaktan öpüşüyordu kerata eheh. İlk öpüşme sahnesi...

Yalnızlığım

Akşam üstü her zaman ki gibi fırına uğrayıp ekmeğimi alıp eve gittim. Bahçemdeki demir kapıyı açtım ve evin kapısına doğru yürümeye başladım. Kapının önünde faturalar ve kredi kartımın expressi gelmişti onlarıda alıp eve geçtim. Odalar biraz karanlıktı, sabah işe geç kalıyordum bırak perdeleri açmayı, kahvaltı bile yapamamıştım. Hava kararmak üzereydi ışıkları yakıp, dünden kalma yemekleri ısıtmaya gitmeden önce televizyonu açtım. Akşam haberleri başlamıştı biraz izledim. Haberleri izlerken bir ölüm haberi dikkatimi çekti. Yalnız başına yaşayan adam evinde bir nedenden dolayı ölüyor ve cenazesini üç gün sonra buluyorlar. Adam yalnız yaşadığı için kimse yokluğunu farkedemediler. Evden kokular gelmeye başlıyınca şüphelenip polise haber veriyorlar ve cenazesi morga götürülüyor. Aslında böyle ölüm ona hiç yakışmamıştı tek başına yalnız sessiz sakin… hiç ama hiç yakışmamıştı. Olduğum yerde donup kaldım… Açık konuşmak gerekirse çok üzülmüştüm. Geç olmadan yemeğimi hazırladım ben ve televizyo...