Öyle zamanlar olur ki, başta kendini üzmemek için susarsın, koyu bir karanlığa bakıp sonunun gelmeyeceğini bilerek hemde. İçinde bir şeyler muhakkak sıkar seni, hele kalbin buna hiç gelemez, kırılır pul olur. Öyle anlar var ki, söylenecek o kadar söz olur ki... Sen susarsın, o üzülmesin diye, sen kendine ağlarsın o bilmesin diye. Hep onun için harcarsın kendini, yinede kaybedersin, zaten alışıksın dimi? Unutmanın mümkün olduğunu düşünürsek, size yemin ederim ki en önce canınızı yakan insanlardan kurtulmak isterdiniz. Akla geldikçe hüznün bedene çöküşünü kaldıramaz her beyin. Bir yerde sonra salıyorsun çayıra. Bide "tükürdüğümü yalamam" olayı var, kim tükürüğünü yalar ki? O tükürük hiç çıkmamış olsa ağzından zaten hep içinde kalacak. Daha bebekken kusmaya başlıyoruz oysa. Akıl bazı şeyleri hazmedemiyor sıçıyorsun ortalığa. Hep onun hatası yüzünden değil mi? Aman üzülmesin, aman kırılmasın, aman benden soğumasın diye diye, götümüzü yırtıyoruz. Kurşunun önüne atlayacak kadar da ...