Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sabah etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sabahtan Öte Müzik

     Saat sabaha doğru uyku denen şey nerelerde bilinmez. Gidilmeyen konserlerden videolar izlenmekte. Adamlar başka memleketlerde dilleri bilinmiyor. Aradaki tek ortak nokta yürekler. Almışız elimize kahveleri oturmuşuz bilgisayarın en lüks köşesine ( Sena Dilek ilen ) dinliyoruz birer birer şarkıları. Dinlerken de gözümüzün önünden geçen klipler ve konser kayıtları. Sendekiler bana bendekiler sana paylaşım en üst safhada. Dinlenen ve sevilen müziklerde ortak olunca hani kimse değmesin keyfimize modu var biraz da üstümüzde. Bir bakıyoruz saat on iki (gece yarısı olan ) bir de baktık beş olmuş. Zaman göreceli nede olsa güzel geçince tutulmuyor saniyeler galiba.     Garip bir şekilde bu müzik olayına takmış bulunmaktayım. Israrla aradaki mesafeler önemsiz gelmekte “Hadi gel müzik dinleyelim, bir olalım.” diyesim var herkese. Dünya’da herkesi birbirine bağlayacak tek noktanın o olduğunu düşünmekteyim bu sıralar. Ebedi ve zahmetsiz ortak bir dil. Fazlasına ...

İstanbul

Yedi tepe üstüne kurulu İstanbul sen kimleri gördün, kimler seni gördü ne anılar bıraktın beyinlerde. Seni beyaz karelere resmetmekten büyük haz duyuyorum. Ölümsüz sevdam. Elimde bir fotoğraf makinesi dolaşırım sabah akşam seni. Sokaklar bir başka caddeler bir başka elimde değil ki seni beyaz kağıtlara dökmemek. Sorarlar bana ne iş yaparsın? Resimciyim. Ne resmi çekiyorsun? İstanbul derim… Evde duvar boyası kullanmam çektiğim fotoğrafların süsler duvarlarımı. Evde pek kalmam ama kalınca da istanbul’dan uzak kalmam. Zira duvarlar hatırlatır seni bana. Taşı toprağı altın şehrimi… Biz yaşlanıyoruz ama o hep genç kalıyor. Yüzünde kırışıklık bile yok. Eskimeyen şehrim. Boğazdaki manzarana doyum mu olur? Hele ki gece vakti. Elimde de bir şişe votka değmeyin keyfime. Müziksiz olur mu hiç? Gemilerin fren sesleri içime işler. O gece orda sabah olur bırakamam o güzelim manzarayı sırtımı çeviremem. Darılır yoksa. Nazlı şehrim… Güneşin doğduğu anı izlemek için İstanbul’un en yüksek tepes...

Yalnızlığım

Akşam üstü her zaman ki gibi fırına uğrayıp ekmeğimi alıp eve gittim. Bahçemdeki demir kapıyı açtım ve evin kapısına doğru yürümeye başladım. Kapının önünde faturalar ve kredi kartımın expressi gelmişti onlarıda alıp eve geçtim. Odalar biraz karanlıktı, sabah işe geç kalıyordum bırak perdeleri açmayı, kahvaltı bile yapamamıştım. Hava kararmak üzereydi ışıkları yakıp, dünden kalma yemekleri ısıtmaya gitmeden önce televizyonu açtım. Akşam haberleri başlamıştı biraz izledim. Haberleri izlerken bir ölüm haberi dikkatimi çekti. Yalnız başına yaşayan adam evinde bir nedenden dolayı ölüyor ve cenazesini üç gün sonra buluyorlar. Adam yalnız yaşadığı için kimse yokluğunu farkedemediler. Evden kokular gelmeye başlıyınca şüphelenip polise haber veriyorlar ve cenazesi morga götürülüyor. Aslında böyle ölüm ona hiç yakışmamıştı tek başına yalnız sessiz sakin… hiç ama hiç yakışmamıştı. Olduğum yerde donup kaldım… Açık konuşmak gerekirse çok üzülmüştüm. Geç olmadan yemeğimi hazırladım ben ve televizyo...