Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mutlu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mutluluğu Bekliyoruz

Kaçan trenin yeni seferini bekler gibi... Sende başka bir zamanda, başka bir yerde, başka birinin hayalinde olmayı isterdin. İsteklerin cevapsız kalır çoğu kez, kelebeklerin kanatlarına ağır gelir böyle şeyler. Tren yola çıkmış, arkasından sadece bakmakla yetinirsin. O treni nasıl kaçırdığına hayıflanırsın, kendine kızarsın. Geçmez üzüntün, o trenle beraber neler kaçırdığını bilemezsin. Bildiklerin ise sınırlı... Vagonlarından birinde olmak için neler verebileceğini "keşkelerle" ölçer yinede karşılığını bulamazsın. O trenin, o seferi "çok mu önemliydi?" diye sorarsın. Önemliydi, artık kaçırdığın için daha da önemli hale geldi. "Mutluluk", bir ihtimal kaçırdığın trenin içinde kaldı, senden gitgide uzaklaşıyor; bir ihtimal seninle kaldı istasyonda yeni seferini bekliyor.  Bu bile seni hüzünlü bir gülümsemeyle heyecanlandırıyor. Gidenlere "geçmiş zaman" diyorlar. Arkamızda bırakmayı bir türlü öğrenemediğimiz, yarım kaldığına kanaat getirdiğimi...

Bugün PAZARTESİ

Bu gün Pazartesi. Kendisini hiç sevmediğimiz, sendromlardan sendromlara koştuğumuz bu zavallı pazartesi olmazsa ne yapardık bilmiyorum. Cumayı sevmek için bir nedenimiz olmazdı mesela ya da pazar günü yapılan banyoların, her zaman hazır olması gereken jilet gibi kıyafetlerin hiç bir anlamı olmazdı. Ayrıca bu günün adını değiştirsek ya da yerini değiştirsek yine sevmeyiz kendisini. Sevmeyiz ama kendimizle çelişmekten de geri kalmayız. Eğer pazartesi olmasaydı yeni başlangıçlar nasıl yapılırdı? Mesela kilo vermeye ne zaman başlardınız? Salı mı? Perşembe ? Pazar? Bence hiç biri ''pazartesi günü başlarım'' cümlesi kadar sempatik değil. Büyük acılar içindesiniz yıkıntı döküntü altında kalmış hissediyorsunuz kendinizi en kötü ihtimal bir pazartesi gelir ve yeniden ayağa kalkma hissiyatı verir size. Pazartesi sendromdur doğrudur ama aynı zamanda da yeniden başlamaktır, sıyrılmaktır,karar vermektir. Aşık olmaktır mesela pazartesi. Biriyle tanışırsınız,konuşursunuz sonra bir paz...

Başka Dilde Aşk - Neler Öğretti?

 “Hayat bu kadar zor mu? Atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara? Bahanemi lazım, mazeretimiz mi kalmamış? Çok ayıp olmuş…” diye biterken film, başlıyorum anlatmaya. “Sormuşlar onlara; Ayıp olmaz mı? Ayıp neydi? Bilen var mıydı? Ya da ayıp olmayan bir şey var mı? Bahane mi lazım bize? Aşka inanmak için bahane mi lazım? Kazanmak için hırslı birer oyuncu gibi kabul edilirse aşıklar; oyunun adı da aşk olmalı. Aşkın türleri var mı bilmiyorum ama bu, çok farklı bir duygu ve kazanmak için kaybetmeyi göze almış kimselerin oyunu. O kadar zor mu bu oyun? O kadar acıtır mı canı? Yaşamayanın, tatmayanın, arzularını kullanamayanların anlamayacağı bir his, kabul edilir bu. Söylesene; kendisinden utananların kazanmaya ne yüzleri olur ki? Hem, sen kendinden utanırsan başkası ne yapsın? Bir darbede onlar vurmasın mı? Kolay lokma olmayı sen seçtin, açlar için fırsat oldun. Kapkara kapılar ardına gömdün canlı bedenini, ağladığını bile kimse duymaz orada. “Kız en güzel giysisini giymiş; Oğlan...

Tamamda Mahcup Oluyoruz

   Ortaklaşa bir şeyler yapmak, hele ki en sevdiklerinle yapmak, insana huzur içinde en rahat hazzı verir. Kendini güvende ve rahat hissetmen için onlara ihtiyacın vardır. Tamam her şey senle güzel, her şey sizinle güzel... Hiç düşünülür mü ki? Bu insan senle zaman geçirmek için nelerden vazgeçer?    En önemli işlerimizi aksatamayız. Adı üstünde işte... Bazı istisnalar olur, gerçek nedenler olur, yada hiç canın istemez de sana gelir arkadaşın. İhmal ettiği bir başka dünyası da vardır senin yüzünden, sen farkında olmazsın aldığın boğucu zevkin içinde... Hep yanında olsun istersin, ölene dek belkide... Karşılıklı olunca o hisler, sıkı bir kenetlenme olur birbiriniz arasında. Hiç bitmeyecek sanırsınız her an, bitecektir bir gün bir an...    Manevi duygular hep ön planda görünür. Sevgi, saygı vesaire işte... Maddi değerlerin bir önemi yoktur sözde. Galiba biri fakir, biri orta seviyede, diğeri zengin rütbesinde. Kim daha çok harcar? Evet zengin olana doku...