Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Felsefe etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Erasmus'un Savaşa Karşı Kitabının Yorumlanması

   Deliliğe Övgü’nün yazarı Erasmus’un bu ölümsüz yapıtını yorumlamadan önce Erasmus ile ilgili bir iki kelam edelim. Desiderius Erasmus, 1466-1536 yılları arasında yaşamıştır. Avrupa'nın ortak bir sanat ve bilim çatısı altında birleşmesine yaptığı katkılardan dolayı ve çağının eğitim felsefesine olan etkisi ile programa uygun bir isim olarak düşünülmüştür, yani Erasmus programının adı bu abiden gelmektedir. Zaten hayatı boyunca da bu abimiz Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşamış bulunmaktadır. İyi bir matematikçide olduğu bilinen abimiz felsefe, edebiyat ve matematik alanında katkı vermiştir. Kitabı hiç okumamış kişilere bu yazıyı okumamalarını tavsiye ediyorum.    “Savaş sadece onu yaşamayanlara güzeldir.” Ne kadar güzel bir söz. Kitabımız bu mükemmel söz ile başladıktan sonra aynı güzellikte ilerlemiyor. Çünkü kitapta çelişkiler, tehlikeli düşünceler ve ageism kokan cümleler bulunmakta.    Çelişkili ifadelere örnek vermek gerekirse “Savaş kötülüklerin ...

Felsefenin Esnekliği ve Etkisi

İlgi alanlarına "felsefe" yazan ama bir türlü ilgilenmeye vakit bulamadığını sanan insan tikellerini bir kenara bırakarak konuşursak eğer; Her ne kadar yetersiz olsak da anlamaya çalıştığımız bir bilimdir felsefe; Belki tam anladığımızı sandığımızda ummadık yerden pis pis sırıtan bir bilim. Sürekli bir yerde açık veriyoruz. Tam anlamıyla da, anlam kazandıramayacağımız şeyler üzerine konuşuyoruz. Fakat bunların hepsi şuan geçerlidir.  Biz nedenin kaynağı ile ilgilenmek yerine sürekli sonuçların yerlerini değiştirerek doğruyu -varsa öyle bir şey aramaya bulmaya çalışıyoruz. Hakikate yaklaşmak istiyoruz. Belki, şu görünür dünyada buna erişemeyeceğiz ama eminim ki, zamandan sıyrılarak her şeyin farkına varacağız bir gün... Okullarda gösterilen felsefe derslerinin yetersizliğiyle yada çok az saatlerle kısıtlanmasıyla, körelmiş düşüncelerimizin başkaları tarafından aydınlatılmasını beklemek yerine "okuyup-anlamaya" çalışmak gerekiyor. Eğer umarsız tikelin teki değ...

Goethe'nin İlk Aşkı - Neler Öğretti?

"Dünyayı bir arada tutan aşktır." demişti Goethe, aslında kendi silahıyla da vurmuştu kendini. Film 1772'li yıllarda geçiyor, 2011 Alman yapımı, Goethe'nin aşkından bahsediyor. İzlerken o kadar keyfi aldım ki, filme kendimi koyabiliyorum, bildiğin yaşıyorum. Normalde bu tür eski tarihlerde geçen yapımları izleme konusunda tereddütlerim olur ama içimdeki insana uydum izledim. "O yıllarda..." diye başlamayacağım tabi. Filmi izlerken çok hoşunuza gidebilir mektupların at arabalarıyla yollandığını görmek, ekmekleri evde yapmak. Birisini görmeye giderken evde olup olmadığını bilmeden yola çıkmak. Şimdiki zamanla kıyaslandığı zaman mektubu, telefon mesajlarına benzetebiliriz. Nitekim hayat hızlandı ve beklemenin sabır süresi bitti. O mektubun/mesajın karşı taraftan beklenmesi o bekleme sürecine girmek farklı duygu tabi. Mektup, mesaja göre daha sağlam hislerle yazılıyor. Peki, (filme göre) o yıllarda kadınlarla iletişim kurmak daha mı kolay? Şimdiki genç kız...

Ordinaryüs Baba

Ne koyalım adına yüce Ordinaryüs? Artık eski nesillerde göremiyor gelecekten bir kare. Düşünme yetileri sömürülmüş gençlere kim yardım eli uzatacak ki? Eğitim dediğimiz hadise, kendini kurtarabilse önce, belki kendini aydınlatabilir. Kuru ekmek kavgasına düşeceğimiz günlerde gelecek, hep hazır yemekle sürmeyecek. İhtiyarların yerini alacağız ve onlar kadar aciz kalacağız. Yeniden yenileniyor hayat, bir karış, bir karış küçülüyor toprak. Ömürler desen zaten bol kepçeyle dağıtılmış. Bir meslek var hayalimde, masa başı ve dolgun maaşlı. Ama önce birilerinin ayaklarını yalamalı! Para kimde ey Ordinaryüs? Ona gideyim, aş dileneyim, sadık köpeği olup, işini alayım! 40 sene aç gezip, geri kalan ömrüm ile sefa süreyim. Kadın! Üzerindekiler de ne? Soyun çabuk, günah etme. Kiralık bedenlere laf söyleme! Onlar kadar namuslu olamadık nihayetinde... Çocuklarım var, dahası yolda, kimi ağlar açlıktan kiminin keyfi yerinde en başından. Hangisini satayım karanlığa? Kimi vereyim en ucuza? Evlat sonuçta....

Dejavulanmaca

Çok kısa konuşacağım, dinleyebilirsin beni birkaç dakikalığına? 157680 saatten fazla yaşadığımı biliyorum. Bu zaman içinde yaşadığım onca olayı hatırlamam çok zor değil mi? Sadece akılda kalabilen ve hayatını etkileyen, kökten değiştiren olayları hatırlayabilirsin. Onu da bir süre sonra unutmazsan eğer… Çocuk yaşta yaşadığın olayı son günlerde tekrar yaşadığında üzerinde çokta durulmaz. Aradan onca zaman geçmiş neticede. Bir şey bir kere olacak diye kaide yok elbette. Yani takıldığım nokta şurası ki; Bir şey yaşıyorsun, aradan az bir zaman geçiyor, yaşadığın olayın tıpkısının bir benzerini tekrar yaşıyorsun, evet evet! “Dejavu“ diyorlar ona. “Sinirden gülmek” deyimini gözünün içine kadar sokan olaydır. Kafayı bulandırır. Sık sık oluyorsa akıl sağlığının yitirilmesine işarettir. Kişiyi mutsuz eder, can sıkar, kötüdür. Tekrarlanan olay, bedensel ve ruhsal zararlarsa of! Kaç kurtar kendini… Ama nereye? İstanbul’da bir deprem olsa, hani o büyük depremden söz ediyorum, yollar moloz yığınıyl...

Bir Avuç Umut

Bazen durduk yere küfredersin hayata, boş boş bakarsın etrafa. Seni dinleyen kimse yok, sanırsın aslında, yalnız kaldığına inanırsın çoğunlukla, kaybettiğini düşünürsün ara sıra, uyursun uzunca, kalkarsın aynı suratla... Yeniden ve yeniden büyürsün boşlukta. Yağmur kırıntılarını toplarsın balkonunda, yeşil gökyüzü görürsün deniz kıyısında, güneş batarken kırmızı yüzler vardır kameran da... Herkes üstün gösterir kendini, mazlumun yanında, çokbilmiş dostum olacağına, cahil ebeveynlerim olsun daha akıllıca. Yüksek dozla kullanıyoruz sevgiyi. Çabuk gösteriyor etkisini, hemen aşık ol sonra öl... Maviler siyaha dönüşürken, bir kalp ölürken, uykusuzluktan kapanan göz kapaklarına geçiremediğin sözlerini artık kendin bile duyamadığında, sağır edici siren sesleri kulaklarını sağır ederken, kolların, ayakların, dudakların artık çalışmazken, diri bedenine nüfuz eden zehre engel olmazken gelirler omuzlarına basarak yükselirler. Yani, düşene bir de onlar vururlar. "Var mı sorusu olan?" ya ...

Monolog (TGG)

Yayına son on... Son beş... son üç, iki, bir!... Yayındayız! Merhaba herkese, ufak bir monolog gösterimiz var buyurmaz mıydınız kırmızı koltuklardan birine? Kimin hayatına nereden, hangi şekilde katıldığımı bilecek kadar ayrıntıya sahip değilim. İnsan unutkandır fakat unutamayacağı çok şey vardır. Sonuçlarla ilgilenmeliyiz, dimi? Sonuçta olan olmuş ve bir sonraki adımı hesaplamaya çalışmalıyız. Daha mutlu bir yaşam dilediniz mi kendiniz için? Eğer bunu yapmışsanız, en azından son dönemlerde kendinizi iyi hissetmiyor olabilirsiniz. Hiç mi öyle bir dilekte bulunmadınız? Mutlu olmak aklınıza gelmemiş olabilir belki, Belkide mutluluğun tanımını bile bilmiyordunuz? Öyleyse mutluluk neydi?  Genel konulardan bahsederek özel sorular sormak psikologların işinin olduğuna inanırım, hep aynı hikayeyi baştan işlerler zaten. Anlatacak bir hikayen var mı? Deneme yapalım ortaya çıkar zaten soruyorum dikkatle dinle şimdi beni; "Onu gerçekten seviyorsun değil mi?" Basit bir psikolojik soruy...

Başka Bir Şey İstemiyorum

Kocaman bir liste yapmak isterdim fakat canını da sıkmak istemiyorum sayın okuyan. Hepimizin istekleri var. Küçük ya da büyük ama istemek zorundayız. Onlardan bahsetmek istiyorum biraz, dinler misin beni? Mesela en basit olaydan başlıyorum; Para? Para olmasaydı. Paranın yerini alabilecek farklı şeyler olsaydı. İllede elle tutulur şeylerden söz etmiyorum. Sen bana ekmek pişireceksin, ben sana teşekkür edeceğim. Aynı olay farklı kişilerce tekrarlanacak, bir döngü oluşacak ve paranın geçmediği bir toplum oluşacak. Şu dünyada çok zor değil mi? Parasız sokağa çıkamayan insanlar tanıyoruz. Para için insan öldürenleri görüyoruz. Çok basit düşünüyorum ve bu olaya çözüm bulamıyorum. Mevki, makam, unvan olmasaydı diyorum. Herkes harbiden eşit olsa, kimse lider gibi davranmak istemese. Ali'nin, benden farkı olmasa; Ben, Alilere küfür etmeyip, emir vermesem. Bir rica edilmesiyle gerçekleşse tüm hadiseler. Kandırmadan, incitmeden ve haksızlık yapmadan. Kul hakkı önemli bir konu nitekim. Y...

Şimdi Bunlar Geldi İçimden

Alışıyoruz öyle ya da böyle. Su akıyor ve yolunu buluyor, biriktiği yerde yükseliyor ve ne kadar büyükte olsa engel bir şekilde aşıp geçiyor. Şarkılar, şiirler yazdırıyor insana ya da böyle boş ve uzun yazılar. İsteyerek yapıyorsan sorun yok, normal bir depresyon tedavisi. İçini dışa aktarmalısın yoksa mide bulantısından geberebilirsin. Bir ağacın gölgesindeyiz şimdi… Önemli olan ne biliyor musun? Önemli olan benim onu düşündüğüm gibi, onunda beni düşünüp düşünmediği? Bu sorunun cevabını bilsem ne olur ki? Değişmeyeceğini bildiğim duygularıma yenisini mi ekler? Bilmemek daha iyi, içini kemiriyor çok dişli fare gibi ama dayanmak zor olsa da, alışıyorsun öyle ya da böyle. İçimden gelenleri açıkça söylemiyorum, sadece sana değil hiç kimseye, çünkü: sürekli değişiyorlar. Bugün sana aşıksam, yarın başkasına aşığım, bugün seni sevdiğimi söylüyorsam yarın emin olamıyorum, tıpkı senin gibi, çünkü seni tanıyorum. Tanımaktan kastım şu aslında, hepimiz aynı yolun yolcusuyuz, yapacağımız, ...