Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zaman etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bana Bir Kez Doğruyu Söyle

Yalan söylemediğimiz bir gün var mı diye sordum, açlıktan guruldayan düşünce kabilelerin yer aldığı kafatası canavarına. Düşündüm, başkalarına yalan söylüyoruz, aynı anda kendimizi de kandırmış oluyoruz. Sonra tıpkı onlar gibi kendimizi sorguya çektiğimizde doğru olanı yani kendimize ve herkese yalan söylediğimizi kabul ediyoruz. Azılı bir yalancıyız. "Bence" diye bir kalıp var, aklınızdan geçenleri hürce söyleyebileceğiniz bir diliniz var.  Şunu yapmayalım artık: "çok iyisin, hoşsun çok tatlısın, zekisin, eğlencelisin, güzelsin, beceriklisin, dürüstsün, mert birisin, estetiğin müthiş, esprilisin, duruşun, düşüncelerin her şeyin çok iyi ama..." işte bu "ama" senin zekanın geri olduğunu gösteriyor. Ama kelimesinden önceki tüm söylediklerin çöpe gitmesi sadece çenenin yorulmasından başka bir şey ifade etmiyor. "...ama gözünün üstünde kaşın var, bu yüzden olmaz"  bunların kafası güzel kafası.  Açık sözlü olmak bize belki birini kaybettirebilir a...

Saat Dili

Cansız da değiller hani, sadece bizim gibi değil dilleri. Biraz daha farklı ifadeler kullanarak anlatıyorlar belki de dertlerini. Yalnızken odada, hem de benim olmayan bir odada, duvardaki saatle konuştuk biraz. Sanırım konuştuk onunla… Konuşmuş olmalıyız ki bana çok şey anlattı. Üzgündü bakışları bence, bence taşınabilecek en büyük yükü o taşıdığı içindir? Hiç susmadan gün boyunca tik taklarıyla bir şey anlatmak isteyen saatin dili! Her şey belli bir kalıbın içine sığdırılmış. Belli zaman aralıklarıyla tekrarlanıyor. Tüm insanlığın bildiği birkaç temel bilgi var, birde kişiden kişiye gelişi güzel anlatılır. Kurulu bir düzen, başlangıcını asla bulamadığımız ama sonunun da olmayacağını bildiğimiz bir düzen! Saatlerce doğaçlama şiir okuyabilen iki insanın mısralar geçtikçe artan saçmalama ihtimali kadar basit bir düzen… Kendini tekrarlayan, herkesin aynı konular üzerine kalem aldığı bir düzen. Suni bir düzen? Aslında hiç kimse bir şey bilmiyor sadece daha kolay anlaşabilmek için “iki ker...

Onu Tanımasaydım

Eğer seninle hiç tanışmasaydım, hayatımda nelerin değişmeyeceğini sayıyorum şimdi. Öncelikle senin için yaptığım hiçbir şey olmayacaktı ne şiirler, ne sana verilmemek üzere yazılmış mektuplar nede senin için kurulmuş hayaller… Hiç biri olmayacaktı. Artık senin için bir şeyler yazmayı da bıraktım. Bana yeteri kadar kaynak olamıyorsun, seni yeterince sömürdüm galiba. Eğer birkaç dakika önce çenemi kapatsaydım seninle hiç tanışmıyor olacaktım ve eminim senin yerine bir başkası mutlaka olacaktı. Kader, benim için seni seçmişti… Düşünsene baştan yalan olduğunu bildiğimiz hayatın tamamen bizim kontrolümüzün dışında ilerlediği gerçeğini bilmek ne kadar zevk verebilir ki insana? Eğer seni tanımasaydım bunun farkına daha evvel varabilirdim. Seni görünce her şey tozpembe gelmezdi. Gerçeği bilmek bana ne kazandırırdı onu bilmek şuan istemiyorum ama ya da boşver. Tanışmasaydık birbirimiz için zaman kaybı olmazdık en azından. Hatırlaman gerekiyor birbirimizi övdüğümüz günleri, birbirimize film kara...

Bir Şarkının Hıçkırığı

Öyle zamanlar olur ki, başta kendini üzmemek için susarsın, koyu bir karanlığa bakıp sonunun gelmeyeceğini bilerek hemde. İçinde bir şeyler muhakkak sıkar seni, hele kalbin buna hiç gelemez, kırılır pul olur. Öyle anlar var ki, söylenecek o kadar söz olur ki... Sen susarsın, o üzülmesin diye, sen kendine ağlarsın o bilmesin diye. Hep onun için harcarsın kendini, yinede kaybedersin, zaten alışıksın dimi? Unutmanın mümkün olduğunu düşünürsek, size yemin ederim ki en önce canınızı yakan insanlardan kurtulmak isterdiniz. Akla geldikçe hüznün bedene çöküşünü kaldıramaz her beyin. Bir yerde sonra salıyorsun çayıra. Bide "tükürdüğümü yalamam" olayı var, kim tükürüğünü yalar ki? O tükürük hiç çıkmamış olsa ağzından zaten hep içinde kalacak. Daha bebekken kusmaya başlıyoruz oysa. Akıl bazı şeyleri hazmedemiyor sıçıyorsun ortalığa. Hep onun hatası yüzünden değil mi? Aman üzülmesin, aman kırılmasın, aman benden soğumasın diye diye, götümüzü yırtıyoruz. Kurşunun önüne atlayacak kadar da ...

Şimdi Bunlar Geldi İçimden

Alışıyoruz öyle ya da böyle. Su akıyor ve yolunu buluyor, biriktiği yerde yükseliyor ve ne kadar büyükte olsa engel bir şekilde aşıp geçiyor. Şarkılar, şiirler yazdırıyor insana ya da böyle boş ve uzun yazılar. İsteyerek yapıyorsan sorun yok, normal bir depresyon tedavisi. İçini dışa aktarmalısın yoksa mide bulantısından geberebilirsin. Bir ağacın gölgesindeyiz şimdi… Önemli olan ne biliyor musun? Önemli olan benim onu düşündüğüm gibi, onunda beni düşünüp düşünmediği? Bu sorunun cevabını bilsem ne olur ki? Değişmeyeceğini bildiğim duygularıma yenisini mi ekler? Bilmemek daha iyi, içini kemiriyor çok dişli fare gibi ama dayanmak zor olsa da, alışıyorsun öyle ya da böyle. İçimden gelenleri açıkça söylemiyorum, sadece sana değil hiç kimseye, çünkü: sürekli değişiyorlar. Bugün sana aşıksam, yarın başkasına aşığım, bugün seni sevdiğimi söylüyorsam yarın emin olamıyorum, tıpkı senin gibi, çünkü seni tanıyorum. Tanımaktan kastım şu aslında, hepimiz aynı yolun yolcusuyuz, yapacağımız, ...