Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Anı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İzmir'den Notlar

En çok görmek istediğim illerden biridir İzmir. Nihayetinde bu isteğime ulaştım ve 4 günlük bir İzmir gezisi gerçekleştirdim. İzmir hakkında çok şey duyuyorsun, bir beklenti içine giriyorsun, hayal kuruyorsun ve İzmir'desin... İzmir'in İnsanları... En başta değinmeden geçemeyeceğim "kızlar" konusunu. Bilmiyorum psikolojik bir baskı mıdır yada diğer bilimsel terimlerden biri midir ama şöyle "masumane" gözle bakınca, "evet lan..." güzel diyebiliyoruz. Genel olarak insanları çok kibar ve samimiydi. Bir yol tarifi için esnaf abi: "işim olmasaydı sizi bırakabilirdim oraya" dedi. Banliyö'de turnike görevlisi bir abiyle neredeyse arkadaş bile olduk. Kolay gelsin Erman Abi :) Buca'da kalmıştık Buca için söylenecek ne var diye düşünüyorum... 9 Eylül - Eğitim fakültesine yakın bir yerdeydi ev, evinde kaldığımız arkadaşlar o fakültede okuyorlardı. Buca'yı net olarak görebileceğiniz tepede bir park var. Oradan güzel bir manzara foto...

Akıl Ermez Bu Gönül İşine

Tamda susamışken hatta... Bir bardak su içmeye gitmeden önce okuyun şunu. Sabahın bu saatinde vıdı vıdı... Göksel:   " Baksana Talihe "   dedi. Durdum, dikkatle dinledim. Zaten dertlendiğim bir iki konu vardı üstüne tuzu kapıp geldi kadın, şeker gibi sesiyle... Sonra,   "kalbimin istediğini almak nasip olmadı"   dedi, iyice susattırdı beni. Böyle ne bileyim tamda Nil'in Hürriyet'teki köşe yazılarını okuyordum geldi aklıma birazdan dökülecek serzenişler. Nedir şimdi olay? İnsanın manevi olarak en çok ihtiyaç duyduğu şeydir sevgi. Ağlamaklı şeyler yazmayacağım ki, dur. Senin de, benimde, onlarında ihtiyacı olan bir şey sevmek-sevilmek. Seviyorsak da ona güveniyoruz demektir. Güven çok önemli değil midir? Neden güvendiğimiz insanlar en çok üzer bizi? Onlara fazla değer verdiğimiz için dimi? Ama o değeri hak etmemişler miydi? Değerli oldukları süre içinde kesinlikle dünyada bir taneydi onlar. Çok sinir oluyorum çok! Ayrılmak için   "bahane"   arayan...

Kırmızı Kalem

Bu kalemin sihirli güçleri olduğuna inanırdım küçükken. Defterimin en renkli yazılarını oluştururdu, siyahtan sonra. Ucu hemen kırılmazdı ya da en sağlam kalemim olarak kalemlikte hep bulunurdu. Onun yedeği yoktu. Tadı biraz acı ve acı tat uzun süre dilinden gitmiyor. Kan kırmızısı yazanları var, soluk pembe gibi yazanları da mevcut.                 Büyük başlık atarken hep aradığım kalem, kırmızı kalemdir. Yan başlıklarda da kullanırdık çoğu kez, aslında kullanmak için yer arıyorduk. Sıranın üstüne bırakırdık kullanmasak dahi. Siyah kalemle yazarken diğer elimiz hep kalemin üstünde. Bu kalemlerin “uçlu kalem” türleri de çıktı ama onlara hiç alışamamıştım. Patır patır kırılıyordu ucu, alışık değildim. Kullandığım uçlu kalemlerin hepsi 09’dur. Şu an kullanan var mı cidden bilmiyorum. Silinmesi zordu, bastırarak yazdığımızda, pembemsi bir renk kalırdı defterde. Onun üstüne tekrar kırmızı kalemle başlığımı...

Gol Atan Çıksın

Sokak sporlarının en güzel oyunlarından biriydi bu. Bireysel spor olarak da nitelendirilebilir. Bir kaç adam ve yuvarlak olan herhangi bir top ile oynanması mümkündür. Bu oyunu (Gol Atan Çıksın) 8-13 yaşları arasında oynardım. Oyunun en iyilerinden biriydim bide :) Bizim mahalle böyle biraz yokuşumsudur. Kalemiz, bulunan eğri büğrü bir taş ve kaldırım kenarı arası bir yerdedir; Tek direkli kale. Kaleci gönüllü yada sayışarak seçilir. Bir daha da kaleden çıkmaz :) Oyuncular ortalama 5-6 kişiden oluşmakta ve hepsi tek başına mücadele etmektedirler. Oyunun adından da anlaşılacağı gibi golü atan şahıs bir üst tura çıkmaktadır. Son ikiye kalan şahıslar arasında gol yapamayan kişi elenmektedir. Bir üst turda da aynı kurallar geçerli olmakla beraber heyecanda artmaktadır. Asıl konuya gelmek gerekirse; O zaman ki hırsım ve mücadele isteğim (şu an pek yok) oldukça fazlaydı. Evde babamdan sonra en kaslı birey bendim, özellikle bacak kasları itibariyle. Oyun esnasında bu hırsımı hiç kaybet...