Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İstanbul, Kız Kulesine Aşıkmış

Fakat İstanbul derin bir meseleydi. Yolları dardır mesela kolay geçilmez. Sularıda soğuktur bir tas içilmez. Öksüzdür kalbi bir söz söylenmez. Taşları ağırmış, yorulmuş... Ekmeği boğazında kalmış gibi, kolay kolay yutkunamazsın. Çok seversin, üzerine titrersin, belki sandıklara bile kaldırırsın ama değiştiremezsin hiçbir kıvrımını. Kimse değiştirmek istemez de zaten, sadece korumak içindir her şey. Seninle yada sensiz, istemsiz bir ürükekliktir bizimkisi. O, hep güzeldi ama hep... Uykuya karışırken de güzel, uykudan gözlerini ilk açtığında da...  Çünkü samimiydi. Sana İstanbul'u baştan anlatmayacağım. Bilmem gerekenleri biliyorsun, ama İstanbul'un Kız Kulesine aşık olduğunu sana hiç anlatmamıştım. Çünkü bu derin bir meseleydi. Kapısından girersen dönüp kaçamayacağın, bir gülümserse asla unutamayacağın, eğer yarın olursa dün gibi yüzüstü bırakamayacağın derin bir meseleydi bu. Her şey için o kadar erken ki ve bir o kadar da geç... Zaman bir garip şu sıralar. Yıl olup üzerin...

Erasmus'un Savaşa Karşı Kitabının Yorumlanması

   Deliliğe Övgü’nün yazarı Erasmus’un bu ölümsüz yapıtını yorumlamadan önce Erasmus ile ilgili bir iki kelam edelim. Desiderius Erasmus, 1466-1536 yılları arasında yaşamıştır. Avrupa'nın ortak bir sanat ve bilim çatısı altında birleşmesine yaptığı katkılardan dolayı ve çağının eğitim felsefesine olan etkisi ile programa uygun bir isim olarak düşünülmüştür, yani Erasmus programının adı bu abiden gelmektedir. Zaten hayatı boyunca da bu abimiz Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşamış bulunmaktadır. İyi bir matematikçide olduğu bilinen abimiz felsefe, edebiyat ve matematik alanında katkı vermiştir. Kitabı hiç okumamış kişilere bu yazıyı okumamalarını tavsiye ediyorum.    “Savaş sadece onu yaşamayanlara güzeldir.” Ne kadar güzel bir söz. Kitabımız bu mükemmel söz ile başladıktan sonra aynı güzellikte ilerlemiyor. Çünkü kitapta çelişkiler, tehlikeli düşünceler ve ageism kokan cümleler bulunmakta.    Çelişkili ifadelere örnek vermek gerekirse “Savaş kötülüklerin ...

Ordinaryüs Baba

Ne koyalım adına yüce Ordinaryüs? Artık eski nesillerde göremiyor gelecekten bir kare. Düşünme yetileri sömürülmüş gençlere kim yardım eli uzatacak ki? Eğitim dediğimiz hadise, kendini kurtarabilse önce, belki kendini aydınlatabilir. Kuru ekmek kavgasına düşeceğimiz günlerde gelecek, hep hazır yemekle sürmeyecek. İhtiyarların yerini alacağız ve onlar kadar aciz kalacağız. Yeniden yenileniyor hayat, bir karış, bir karış küçülüyor toprak. Ömürler desen zaten bol kepçeyle dağıtılmış. Bir meslek var hayalimde, masa başı ve dolgun maaşlı. Ama önce birilerinin ayaklarını yalamalı! Para kimde ey Ordinaryüs? Ona gideyim, aş dileneyim, sadık köpeği olup, işini alayım! 40 sene aç gezip, geri kalan ömrüm ile sefa süreyim. Kadın! Üzerindekiler de ne? Soyun çabuk, günah etme. Kiralık bedenlere laf söyleme! Onlar kadar namuslu olamadık nihayetinde... Çocuklarım var, dahası yolda, kimi ağlar açlıktan kiminin keyfi yerinde en başından. Hangisini satayım karanlığa? Kimi vereyim en ucuza? Evlat sonuçta....

Fahiş Dünya

Bence yorgundu, ama gülüyordu. Belki, özlüyordu, ya da tamamen yalnızlığına odaklanmıştı. Kaygı dolu gözlerle bakıyordu sanki ya da sadece bakıyordu, öylesine. Hayran kalıyordu buralara, bence öyleydi. Bu şehre aitti o. Mutlaktı… Hayır, buğuluydu. Araf da mıydı? Kesin bir cevap vermezdi ki… Soğuktu zaten eli, yüzü. Üşüdüğünden değil, ya da dokunduğum için anlamış da değildim. Öyle bakıyordu soğuk ve renksiz. Ölüyor muydu? Beyaza yakındı gri tondaki gözleri, hep açıktı… Vişne çürüğü kadar koyu dudakları çatlamış ve kurumuştu, hava zaten soğuktu; o da öyle… Düzdü saçları ama dağınıktı. Yanaklarına kadar düşmüş perçemi. Beyaz tene yakışırdı kırmızı askılı elbisesi, kırışıktı ama güzeldi. Omuzlarından diz kapaklarına kadar iniyordu uzun sadeliği. Ayakları çıplaktı, asfaltı zaten ıslak ve sert! Elinde çantasını iki parmağıyla tutuyordu sanki bırakacakmış gibi her an, her an düşecekmiş gibi adım atıyor zaten, zaten düşecekti, tekti… Gözlerine çarpan sivri ışıklardan rahatsız olmuyordu. Bir...