Yaşadığımız an… Geçmişimiz… Hayallerimiz…
Bütünüyle algılama
kabiliyetine sahip olmamızı sağlayan dürtülerimiz…
Gördüklerimiz…
İşittiklerimiz…
Hissettiklerimiz…
Kokladıklarımız…
Tattıklarımız…
Aşk, kusursuzluk…
Her şeyin
harmanlanmasıyla bu ahenk ya kaybolmaya başlasaydı. Bir anda, bir sabah uyanıca
belirsiz bir şekilde yavaşça çekip gitmiş olsaydı. Yavaşça… Hiç bir iz
bırakmadan. Bozulan mükemmellik. Ne yapardınız?
Bence bu soruya en
yerinde cevaplardan birini - “Tutku Nehri” adlı çalışmasıyla Bafta, En iyi
yönetmen ödülünün sahibi - David
Mackenzie yeni çalışması “Perfect Sense” ile veriyor.
Almanya, İngiltere, İsveç, Danimarka ortak yapımı olan ve 92 dakika süren filmin son zamanlarda
izlediğim en iyi filmlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun
dışında Max Richter tarafından hazırlanan soundtrack’ında nefes kesici olduğunu
düşünüyorum. ( Özellikle Sorrow Atoms, Monologue, Overlooked, Retinal, A Place
We Were ve A Lovers Complaint )Türkçeleştirilmiş adının romantikliğine aldanıp
klasik bir aşk senaryosunun karşınıza çıkacağını beklemeyin. Çünkü film sizlere
şaşalı efektler olmadan puslu görüntüler içinde insanlığın kaybolduğu noktada
yeni yeşeren bir aşk öyküsünü anlatacak .
''Bir
insan bütün duyularını kaybedebilir.
Koku, görme, duymayı, tat almayı
Fakat diğer insanlara olan sevgiyi ifade arzusunu kaybetmemeli.
Samimiyeti, anlayışı, affetmeyi ve en önemlisi sevgiyi.''
Koku, görme, duymayı, tat almayı
Fakat diğer insanlara olan sevgiyi ifade arzusunu kaybetmemeli.
Samimiyeti, anlayışı, affetmeyi ve en önemlisi sevgiyi.''
“ Keşke
seni daha koklayabilseydim henüz yapabiliyorken.”
İlk önce koku terk
ediyor insan bedenini. Ama öncesi gözyaşlarıyla dolu… Her bir duyu gitmeden
önce bir kriz getiriyor öncesinde, kötü bir geleceğin habercisi gibi. Dünyanın
her yerinden insanlar ağlamaya başlıyor. Kokusu olmayan bir şeyin anısı da olmaz
diyor sanki film ve bir anda her şey bitiyor. Bildiğiniz tüm kokular… İnsanlar
diğer duyulara önem vermeye başlıyorlar. Belki de tek giden koku diye
düşünüyorlar. Daha baharatlı, daha acı, daha tatlı oluyor her şey.
“Sence diğer
duyularımızı da kaybedecek miyiz?”
Sadece koku uzaklaşmaz insanlardan hemen
ardından tat alma duyusu ortadan kaybolur. Ama öncesinde şiddetli bir açlık
krizi başlar dünyada. İnsanlar hiçbir şeyin ayrımına varmadan kozmetik
ürünleri, sabun, çiğ et, yağ ne bulurlarsa yemeye başlarlar. Hiçbir şeyin
ayrımı kalmamıştır çünkü. Dünyanın en büyük açlığının başladığı bu zamanlarda
kadın ve adam tanışmışlardır ve giden tat duyusundan sonra kabullenip böyle
yaşamaya karar verirler hayatı. Ne olacağını bilmeden geleceği düşünmeden
yaşamaya başlıyorlar şu anı.
Ardından duyma hissi uzaklaşır insanlardan. Ama öncesinde şiddetli bir kızgınlık hali sarar insanları, bağırışlar, kavgalar, hakaretler sarar dünyayı. Sonra tüm bunların ayıplığına yapılan özür gibi kapanır kulaklar yok olur sesler. İşte adamda tam bu noktada kaybeder sevdiği kadını. Artık hiçbir şey yoktur. Daha sonra ulaşmak için çırpınsa da ekranda, kadının onu duyup duymayacağından emin olmasa da bağırır telefonda ve iletişim de uzaklaşır sessizce insanlardan.
Şimdi birbirlerini tamamen kaybetmeden önce bir tek görebileceklerdir. Acınası haldeki bu yalnızlık birbirlerini aramalarıyla başlar. Nerde olduklarını bilememektedirler. Seslenilse duyamayacaklardır birbirlerini yanı başlarında olsa bile sevdikleri. Ve her şey bir anda görmeye yüklenir. Çünkü görmek hissetmektir. Çünkü görmek dokunmanın öncesidir. Ve o da gider onlar birbirlerine sarılırken.
Geriye bir tek hissetmek kalır. İnsan bedeninin en vazgeçilmez dürtüsü, en mükemmel duyu.
Duyularını
kaybetmiş iki aşık, birbirini seven iki insan. İçlerinden biri şöyle diyordu;
Artık etraf karanlık
Ama nefesini hissedebiliyorum.
Bilmem gereken her şeyi biliyorum.
Gözyaşının yanağıma düşüşünü hissediyorum
Eğer birileri bizi görebiliyor olsaydı
Birbirlerinin yüzünü okşayan normal bir çift olduğumuzu düşüneceklerdi.
Gözleri kapalı...
Artık etraf karanlık
Ama nefesini hissedebiliyorum.
Bilmem gereken her şeyi biliyorum.
Gözyaşının yanağıma düşüşünü hissediyorum
Eğer birileri bizi görebiliyor olsaydı
Birbirlerinin yüzünü okşayan normal bir çift olduğumuzu düşüneceklerdi.
Gözleri kapalı...