Bundan sonra filmleri orijinal adıyla vermeye karar verdim. Türkçe çevirisini buradan da yapabilirim "Ejderha Dövmeli Kız" bir David Fincher filmi. 155 dakikalık bu serüvenin türü gizem, suç ve polisiyedir. İngiltere, Almanya, İsveç ve ABD ortak yapımıdır. 2011 yılında vizyona girmiştir. 2 sene önce Niels Arden Oplev imzası taşıyarak sinemaya sürülen, Stieg Larsson'ın çok satan romanı "Ejderha Dövmeli Kız"ın çok kısa zamanda iki farklı yönetmen tarafından seyirciye sunulması ne kadar doğru ona karar veremiyorum. "Fight Club" (Dövüş Kulübü) filminin de yönetmeni olan David Fincher'in kaleminden izlediğim filmin içerisinde elbette bol gizem görmek mümkündür. Filmin konusunu okuduktan sonra ki düşüncem, başlayacak olan gizemin nasıl aynı yola çıkacağı oldu. Kafa karıştırıcı birçok sahne vardı. Filmde son saate girildiğinde ise o karışıklıklar tek tek çözülüyordu. En son sahnelerde ise apaçık nedenler ve sonuçlar açıklanıyordu.
Teknik olarak filmin tümünde kullanılan soğuk renkler ayrı bir hava yaratmış. Oyuncuların performansları gayet iyiydi ve bu kadar uzun bir filmde izleyiciyi çok az sıkmışlar. Bazı sahneler hakkında oldukça cesur yorumlar aldıklarına inanıyorum. Gerek İncil'in kullanılmasında gerekse ayan beyan tecavüz sahnelerinde. Rol olarak filmin başında "gazeteci" kimliği ile karşımıza çıkan Mikael Blomkvist (Daniel Craiq), sonrasında ise bir dedektif rolüne bürünüyor ve Hanrik Vagner'ın (Christopher Plummer) 40 yıl önce öldüğüne inandığı manevi kızını bulması için görevlendiriliyor. Aynı zaman diliminde gerçekleşen bir başka olay ise Lisbeth Salander'ın (Rooney Mara), Mikael'ı araştırma görevidir. İşte iki ayrı dedektifliğin birleştiği konu ise "tecavüz"dür. Lisbeth, öz babasının tecavüzüne uğramış, Harald Vanger ise yine öz babasının ardından ise abisi Martin Vagner 'ın (Stellan Skarsgard) tecavüzüne uğraşmıştır. Mutlu sonla biten bir film olduğunu bilin.
Teknik olarak filmin tümünde kullanılan soğuk renkler ayrı bir hava yaratmış. Oyuncuların performansları gayet iyiydi ve bu kadar uzun bir filmde izleyiciyi çok az sıkmışlar. Bazı sahneler hakkında oldukça cesur yorumlar aldıklarına inanıyorum. Gerek İncil'in kullanılmasında gerekse ayan beyan tecavüz sahnelerinde. Rol olarak filmin başında "gazeteci" kimliği ile karşımıza çıkan Mikael Blomkvist (Daniel Craiq), sonrasında ise bir dedektif rolüne bürünüyor ve Hanrik Vagner'ın (Christopher Plummer) 40 yıl önce öldüğüne inandığı manevi kızını bulması için görevlendiriliyor. Aynı zaman diliminde gerçekleşen bir başka olay ise Lisbeth Salander'ın (Rooney Mara), Mikael'ı araştırma görevidir. İşte iki ayrı dedektifliğin birleştiği konu ise "tecavüz"dür. Lisbeth, öz babasının tecavüzüne uğramış, Harald Vanger ise yine öz babasının ardından ise abisi Martin Vagner 'ın (Stellan Skarsgard) tecavüzüne uğraşmıştır. Mutlu sonla biten bir film olduğunu bilin.
Öğrendiklerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, 16 yaşındaki birine öldürmeyi öğretirsen hatta deneyim kazandırırsan sıkı bir katil eğitmiş olursunuz. Tanımadığınız kimselerle aynı amaca adım atıyorsanız birbirinize güvenebilirsiniz. Ve yaptığınız her iyilik, size yine iyilik olarak dönmeyebilir.